Ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ateş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2014 Cuma

RÜYALAR, OKULLU ATEŞ, DİLİMDE DUALAR





Nasıl anlatsam nerden başlasam inan bilemiyorum...herşeyin bir ritmi var bu hayatta...belli ki, film şeridi gibi ya da trafik gibi yoğun akıcı kıvamda uygun adımlarla ilerliyoruz.

Şimdi dışarıdayız Ateşle birlikte...bir yazı yazma aşkıyla tutuşurken, Ateş' in uyuması da buna muhteşem bir zemin hazırladı. Masada kırmızı porselende kahve fincanı gözümü alırken, beri yandan, yana yakıla kalp gözümü de açıyor..içsesler kulağımda fısıldarken, kafada baloncuklar varken, aslında sadece kelimeleri özlemişim, onlarla dansı, kendimi köşeye sıkıştırmayı, beraberinde hep ama hep kendime ulaşmayı

Gece bir ses duydum, belli ki rüyalardan kopmuş ve kulaklarımıza fısıldamıştı..."anne baba buraya gidiyoruz" diyen ateşboceğimin sesiydi. Bu sıralar rüyalarında sesli konuşmaları arttı..genelde gündüz yaşadığı olayları söylüyor. Ağlaması olmuyor ve sürekli bir yönetme hevesinde, oyun kurucu edasında cümleler kuruyor.

Uzun uzun izledim, dinledim. Sonra üstünü örtmeler, belki yeni kelimeler duyarımlar, dualar, enerjiler derken bizim yatağa konmalar..tam o sırada yatağın köşesine dizimin değmesiyle, pilleri tükenmek üzere olan ve sanırsın ki son nefesini veren ve ateşin yeni arkadaşı caillou nun ta kendisi..ağlama sesi ama uzay üssü gibi...saniye içerisinde gerilim yükseldi bende ve adrenalin salgıladığıma eminim

Derken düşünüyorum, beraberinde yaşadığım bu tarz binlerce anektotlar arasındayım......

Çok başkalaşıyorum çok

Ateşim
Can kuşum
Işığım

Öyle derin bir okyanusun içine daldım ki seninle...hızlıca yüzüyoruz..en mavinin içinde, derinliklere indikçe kaygılarım da artıyor, acabalar adasında mola veriyorum uzun uzun...bilinmez bir boşluk içinde yol almanın tam türkçe manası buymuş meğer...annelikte farkına varılıyormuş...planlar yoruyor ama olmaları da güven verici

Zaman zaman omuzlarımdaki bu yük ağır geliyor. herşeyin en iyisini en doğrusunu isterken, ah çok detaycı benliğim derken; bazen de ne kadar bencilce duruyor...bunu bizim belirliyor olmamız...en azından belirli bir yaşa kadar Ateş' in seçme şansının olamaması gibi düşünceler aklımdan geçmiyor değil

Ateş' i okul kavramına alıştırmak ve hem bedensel hem de zihinsel olarak kendini tanıması için Kindyroo anne-çocuk grubuna gidiyorduk. Günler ilerledi, derken güzel sinyaller almaya başladım. Belki de bir tık daha fazla vakit alacak bir yere...ama bu sefer birkaç saat "bensiz" sadece öğretmen ve arkadaşlarıyla eğlenebileceğini düşündüğüm bir kurum olması daha iyi olacak diye düşündüm -Nacizane Ateşciğim- bunu seninle kurduğum iletişim sonrasında karar aşamasına getirdim.

Yaz ayına kadar, mutlu olacağını hissettiğim bir anaokulu seçtim sana...sadece haftada 3 yarım kısacık gün:)...aslında bu dünya için kendi bağımsızlığını ispatladığın yeni bir süreç olacak gibi..."birkaç saat" bile olsa ya da en fazla yarım gün bile olsa, eminim senin için çok büyük bir terfi olacak hayata karşı! En güzeli de bunu da seninle tadacağım..

Sana yetişmeyi seninle yol almayı, sen yol alana kadar yanında durmayı o "ilk an" ları kaçırmamanın hazzı bambaşka inan

Ateşim,

Hep diliyorum, hayırlı bir yol çizme gücü nasip olur inşallah

İnşallah izlediğim Ateş' i görebilme yetisi her daim olur

İlgin, enerjin "kendince" doğru yönlere ilerler

İnşallah kendi kararlarını alabildiğin zamana kadar, ben senin adına doğru seçimler yapmış olurum

İnşallah hep inşallah!

Dilimdeki duanın baş harfi hep A...

Ateşim benle birlikte "önce sen"

Hayır olsun

Sevgiyle

Müge

2 Şubat 2014 Pazar

SU VE ATEŞ





Şubat 19 da tam 2,5 yaşında olacak ve durdurak bilmeyen bir sürü haller içinde günlerimiz geçiyor. Bir yürek hoplaması, kafada şimşekler, vücutta adrenalin salgıları formunda bir çocuk...yani ateş diliyle pıtı pıtı pıtı ilerliyoruz maceradan maceraya

Giriş olarak "Anne mutfayyyya gidicem çok işim var" diyerek bendeki adrenalini yükseltiyor...
Banyoda, lavaboda, kısacası su gördüğü bildiği tüm mekanlarda rahatlıkla ve büyük bir zevkle konuşlanabiliyor. Giyinirken zaptedemediğim durumları ve oyun yaratma çabasını es geçiyorum bilare oraya da geleceğim...hani bir yazı dizisi çıkar mı çıkar:)
Ufacık bir el yıkama işi büyüdükçe büyüyor, bütün banyo ıslanıyor, yerler, aynalar, ne varsa, sinirler geriliyor, Ateş baştan aşağıya ıslanıyor tüm kıyafetler çıkartılıyor, üstelik giyinirken daha da mutasyona uğruyor... kendini yere atmalar vs. Öyle ki Su ve Ateş düşüncesi bile aşırı derecede adrenalin salgılamama ve kalbimin küt küt atmasına sebep oluyor :)

Elbette hepsi yaşanılası geçiş süreleri...elbette bunları yaşamalı...
Gel gör ki birkaç nefes terapisi, birkaç sessiz sözsüz iletiler derdime derman olmak zorunda....

Huzura kavuşmanın tek şartı süreli oyuna izin vermekmiş...sihir buymuş...biraz geç keşfetsem de nihayetinde sağlıklı bir yatay geçiş yaptım. 10 dk oynayabilirsin ateş...5 dk kaldı..son 3 ...2..ve 1...süremiz dolmak üzere eller buruşmuş...süre doldu..."ta---mammmm annecim" diye bir ses....o mutlu ben mutlu..

Bunu yazarken gün içinde yaşadıklarım film şeridi gibi hızlıca akıyor gözümün önünden...gözümün içinde tatlı tebessümler

Bu gecenin mutlu sonu olsun

Yüzümüzde gülücükten oluşan çıkmayan çizgiler kalsın 👍

Yine yeniden "sevgiyle" ve "ışıkla"

Müge

3 Aralık 2013 Salı

ŞEKER DİYALOGLAR - 1





Bizim evde bir bayram havası...havada uçuşan şeker mi şeker diyaloglar...hergün büyüyen büyüten oğlum tenörüm, sopranom, ateş böceğim...kelimeleri ruhuma her dokunduğunda, içimde dans eden harflere aşık yaşıyorum son günlerde...

Tatlı dilinin dokunduğu her kelime, berraklaşıyor, ışıldıyor ve öyle duru bir hal alıyor ki yüklemler, özneler yerli yerine oturduğunda binlerce kez şükrediyorum. İyikilerin en yücesi kitap sevdası oluyor. Kitapları artık kendi anlatabilir kıvama geldi ya...boğazım düğümleniyor, gururlanmaktan doğru kelime seçemez haldeyim şu an...bir nevi heyecan patlaması dolanıyor etrafımda, içimde, dışımda...buna ulaşmak için 1,5 yıldır bıkmadan usanmadan zevkle, şefkle her gece kitap okudum...yine okuyacağım...hep okuyacağım...hayallerini kendi renklendirsin, iç dünyası zenginliğe bürünsün diye

O zaman başlasın bu "şeker diyaloglar" gururla sunarım...:)


"Anne ateşe ilaç verme sevmedim istemedim..boşver üzüm ver çilek ver anne"


Ateş: Anne kuş oldum uçtum, yonraaa kuş uçtu, karanlıktı
Anne: Yıldız var mıydı?
Ateş: Yoktu, aydede vağdı, aydede ıslaktı iiigeceler dedi
Yonraaaa yıldız kemmm kümm
Anne yoruldu Ateş hikaye bitti :)


"Anne assonot olcam aydedeye gidicem sen de assonot ol anne"


Ateş: Anne seni çok sevdim
Anne: Ateş ben de seni dünya kadar seviyorum
Ateş: Anne beni dünya kadar sevme bu kadar sev ( parmağını gösterdi)


Anne: Kek istermisin Ateş?
Ateş: Ver ama çekirdek varsa çıkar ağzıma koy tamam mı anne, bekliyor ateş çabuk lüddennn


Ateş: Anne sana hamurdan kabak yaptım ye
Anne: Namnamnam yedim çok lezzetli
Ateş: Anne hamur yenmez o oyuncak
Anne: hönkkk

Anne: ay başım ağrıdı çok
Ateş: anne öpeyim başını geçsin
Baba: ateş başım ağrıyor
Ateş: baba yok senin başın ağrımasın,
Baba: ateş başım ağrıyor başım belki öpersen geçer
Ateş: yok baba senin başın ağrımıyor


Anne: Ateş artık uyku vakti gözlerini kapatabilirsin..
Ateş: Kapatamıyorum anne
Anne: Neden
Ateş: Bozulmuş tamir eder misin
Anne ???


"Evet tiger burada otur bak burada daha mutlu olacaksın...."


"Bebecik köpecik, şimdi kendin uyuyabilirsin, seni kucağıma almayacağım...gözlerini kapa tatlı uyu"

Anne sana çok kızdım...neden ateş
Anne anne boşver sana şaka yaptım şaka yapooorum
Komiklik gibi anladın mı?


Dede bu bıyıklarını sevmooorum
Dede bıyıklarını çıkart hadi cıkart sen

Ateş: Anne bir fikir çıkardım
Anne: Nedir Ateş
Ateş: Bana kitap oku ne dersin? İyi bir fikir mi?
Harika, harika :)))


Anne seni kapatıyorum kumandayı bana uzatır ve kapatma düğmesine basar kapatır beni Ateş böceğim...

Bizden bu kadar...bu seri hızlıca devam ediyor olacak...unutmadan not alıyorum

Yüzünüzden gülümseme eksik olmasın, yavrunuza bakarken...

Sevgiler

Müge


6 Kasım 2013 Çarşamba

YAZMAK, 26 AYLIK ATEŞ, ANNELİĞİM BLA BLA...






Hani çok istersin yazmayı ama bir türlü gelmez o ilahi zaman. Telaş dersin, heyecan dersin, yorgunumlar, hiç keyfim yoklar, daha sonralar havaya karışıp, diğer bahanelerle uçup giderler. Geri dönüp göz ucuyla baktığımda bir boşluk gördüm ki, işte bu üşüttü beni, korkarken üşür içim hep, ellerim soğur önce...çocukluktan yadigardır bana.

Birikmişliğim var. Nasıl anlatsam, nerden başlasam derken, başlangıçlar bana Ateşi hatırlatıyor artık. Eskiyi silip atmışlığım hep bundan. Bir çocuk "geliştiriyorum" Heyecan küpü...her an patlamaya hazır bombastik bir kıvama da giriyor arada. Fakat "O" geliştikçe, gözümün içinde yer yer ıslaklıklar oluyor. Güçleniyor, sağlamlaşıyorum...beraberinde ehlileşiyorum! Enerjimle ışığı, aydınlanmayı seçmem hep bu yüzden.
Ateş 26 aylık oldu. 26 aylık öğrenmeye açık acemi, iyiye güzele yakın bir anneyim. Uyandığımda başucu hayranlıklarımla sayfaları ağzım kulaklarımda çeviriyorum.

Bugünlerde komiğim oldu Ateş böceğim...daha hızlı nefes alıyor, hop oturup hop kalkıyoruz...dilimin ucunda söylenmeyen "aman dikkat" ler var. Hep kendimi tutmalar, sabırlar ama en çok şükürler var. "Hayır" dan çok "evet" in türevleri var benim lugatımda. Başka evetler kurtarıcılarım oluyor kriz anlarında ki...çok kriz anı yaşadığımızı söyleyemem. 14 aylık itibariyle akşamları kendi yatağında "yanlız" uyuyor. Düzenini uzun zaman önce oturttuk. Yanı sıra iştahlı diyebilirim. Yeme problemi doğumdan bu yana yaşamadık. Benim için en önemlisi bunlardan öte mutlu bir çocuk mu? Yeterince oyun oynuyor mu? Henüz 2 yaşında...bırak! gülsün,eğlensin, zıplasın....ama mutlu olsun! dilediği gibi olsun...benim istediğim gibi değil! Etraf, eş dost böyle istiyor diye değil...kendi gibi, özgür ve özgüvenli olsun. Kişiliği bu yaşta gelişip oturduğu için, ona sürekli yapma etme diyen bir anne modeli olmadım. Olmayacağım da! Daha ziyade, nasıl anladığımı belli ederim ve anlamaya çalışırımla ilgiliyim. Ateşe onu anladığımı hissettirdiğimde uyum sağlıyor, sabretmeyi öğreniyor. Beraberinde sebat etmeyi, kararlı durmayı da ben öğrenmiş oluyorum.

Eskilerin bir lafı vardır. İçime anneanne kaçmadı ama, yazmadan da edemeyeceğim. "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" anne olunca daha iyi kavradım diyebilirim. Misal bugün
Ateş: anne çizgi film açarmısın
Ben: çizgi film kanalları uyumuş kapanmış
Ateş: kendini yere attı "ateş çizgi film izleyecek "
Ben: ateş sen çizgi film izlemek, çizgi film çizgi film çizgi film istiyorsun, biliyorum. Çizgi film evet çizgi film anlıyorum ama çizgi film kapanmış istersen bu kitapdaki ördekleri bana gösterir misin? Bulamıyorum...bana yardım etmen gerekiyor... Lütfeenn
Ateş: tamam annecim ateş yardım yapacak tamam
*****bu yöntemi harvey karp' ın "mahallenin en mutlu yumurcağı" kitabından öğrendim.

Yumuşak ses tonumla ve dünyanın en önemli olayı olarak görerek konuşuyorum. Sadece onu anladığımı hissetti ve bu konu kapandı. Her davranışı bir gelişim süreci....bir süzgeçten akarak ilerliyor. Sadece izliyor ve anlamaya çalışıyorum. Kendimle kaldığımda ki, ancak Ateş uyuduktan sonra bazı bazı zamanlarda oluyor. Büyüyor olması, beni içi dışı farklı bir boşluğa sürüklüyor. Kitaplarda okuduğumuz cümleleri bana anlattıkça ve her gün hızlıca yol aldıkça gururlanıyorum. Emeğim, sabrım, direncime göz ucuyla baktığımda, "meğer evlat olunca içimizdeki benlerden milyonlar ürüyormuş" diyorum. Bizim dışımızda ne benler varmış. Nasıl bir ilahi güç yükleniyormuş. Her gün öğreniyorum.

Kim sizi süpermen olarak görebilir çocuğunuzdan başka!

Sığınılan tek limansınız!

Şükürler kolkola bugün! Bilen bilir nazarları düşünmem! Dualara meleklere bağlıyım...

Şeker diyaloglar serisine başlıyorum yakında...

Sevgiyle ışıkla şükürle

Müge


13 Eylül 2013 Cuma

ANNELER, ÇOCUKLAR VE EVHAM





Evhamlı bir anne miyim? Kaygılı bir anne miyim? Bu soruların cevabı hazır diye biliyordum. Evhamlı değilim bu çok net! Ama biraz kaygılarım varmış. Bunu birinin bir vesileyle bana hatırlatması gerekliymiş :)

Biz blogger anneler yine çok faydasını gördüğüm bir seminere katıldık.

9 Eylül 2013 tarihinde "Selpak" sponsorluğunda Prof. Dr. Bengi Semerci' nin sunumuyla "Anneler, Çocuklar ve Evham" konulu seminere davetliydik. Bengi Hanım yumuşak ve sürükleyici anlatım tarzıyla anneler ve çocukları (mız) için güzel noktalara değindi.

Dinlerken; eminim mekanda bulunan tüm anneler kendilerini gördüler yaşanmış örnekler içerisinde.

Kendim ve belki de siz annelere de ışık tutacağını düşündüğüm notlar aldım.
Umarım teoride kalmayıp, pratikte uygulayabiliriz:)


Hiç kimse mükemmel (anne) olmaya çalışmasın, çünkü mükemmelin tanımı yok. Aslında bu kilit cümleydi hayata dair. Sadece annelikle kalmayıp, genel olarak yaşamımızın içine katmalıyız.

Çocukları şımartan büyükanne ve büyükbabalar çocuk büyüyüp de baş edemeyince "Sen terbiye vermedin"derler

Bağımlılık ve bağlılık arasındaki farkı kontrol etmek ve kendimizi yatıştırmamız gerekiyor. 2 yıldır iş hayatından uzaklaşmam aslında beni bağımlı biri yapıyor! Işık oldu düşünceme diyebilirim. Fakat "3 yaşındaki bir çocuk artık bağımsızdır" dedi

Çocuklarımızın büyüdüğünü kabul edemiyoruz

Çocukların özgüven oluşumu için görevler verilmeli ve yapabilir imajını hissettirilmeli

Bu çocuk poposunu temizleyemez! Birşeyler becerebilmek için denemesine müsade edin. Şefkini kırmayın hemen bizim gibi temizlemelerini beklemeyin!
Çocukla ilgili hep endişemiz var yapamaz edemezler vs

Çocuk parklarında ilk düşen çocuk ağlamaz anneye bakar, büyük onu umursamazsa devam eder oyuna! Panik olup aman düştü vs. dersek çocuk korkudan ağlar! Anne kaygısı çocuğa geçmiştir

Annelik? Endişelenmek! Ama anneliğin asıl kısmı endişeyi onlara yansıtmamak. "Onların birey olmasını sağlamak"

Karnı aç olan bebek ya da çocuk yemek yer! Arkasından çatalla koşmaya gerek var mı? "Yok" :)

Beklentilerimizle yaptıklarımız birbirini tutmalı! Kaygı çocuk gelişimini etkileyen en olumsuz etken. Kaygıyla başetmeyi öğrenmeliyiz. Eğer başedemiyorsak destek almalıyız!

TUVALET ALIŞKANLIĞI
Artık sana uygun bez yok! En güzel başlangıç
Yaptın mı? Yapmadın mı? Yerine;
Hiç sorun yokmuş gibi? Kaka lafını söylemeyin! Kakayı dünyanın önemli olayı halinden çıkarın
Yemek sonrası eller yıkanıyor. Kaka yapacağı zaman 5 dk lazımlığa oturun, ok yapmıyorsa yokmuş deyin, önemsiz hale getirin kakayı!
Umursamayın! Yapınca kutlamayın! Normal davranın! Annenesi dedesi süper bak arayalım alkış vs demeyin!
Gelişimsel bir süreç olarak düşünelim
****************************************************************************

Yaptıklarını övgüyle dile getirmekte cimriyiz, yapmadıklarını bağırarak dile getiriyoruz başarı ve başarısızlık abartılmamalı

Çocuklar için cinsel eğitim verilmeli!

Desteklemek övgü değil, gaza getirmek değil "takdir etmek"

Anne ayrışamıyorsa, çocuk nasıl ayrışsın! "Altımıza kaçırdık. Yemeğimizi yemedik, karnemiz kötü geldi:) " vs çok yanlış çok

Sen neysen çocuğun da odur. Farklı bir sonuç bekleme, aynaya bakmayı iyi bil.

Ülkemizdeki sorunların çoğu sınır probleminden kaynaklanıyor.Çocuklarımıza sınırlarını koymayı öğretmek çok önemli

Hayatında en çok güven duyduğu kişi bu kadar kaygılanıyorsa, onun da kaygılanması normal, başka yolu yok



Selpağa misafirperverliği ve kusursuz organizasyonu için, Prof.Dr. Bengi Semerci' ye annelik yolumuza ışık tuttuğu için teşekkür ederim

Sevgiyle ışıkla

Müge

19 Ağustos 2013 Pazartesi

ATEŞ BÖCEĞİM 2 YAŞINDA







Önce uyandım baktım daha gecenin "2" si
Sonra hemen uyudum
Tekrar uyandım
Bugün "2" defa uyandım
Hem de sabahın en horozlu saatinde -sıfır altı sıfır "2"-
Otuz "2" yıllık ömrümü böldüm "2"ye
Ateş' den sonra ve önce diye
"2" gözümü aralarken dünyaya
Hızlıca zıpladım "2" yastıklı yatağımızdan
"2" odalı evimize
"2" terliğim başucumda beni bekler
Sağlam "2" kolum bacağım hazırolda
Uzaktan alevli bir ses tam "2" defa "annem gey buaya" annem gey buaya" der
Bunu duyan "2" kulağımı da alıp, adımlarıma takıldım
Yerde duran "2" oyuncak arabanın üzerinden atladım
tam "2" adım sonra günaydın dansına başladık
Elinde duran "2" emziğe beklemesini söyledi
Anneye "2" öpücük kondurdu
"2" kitap getirdi "oku annem oku" dedi
bir değil tam "2" defa eridim bunları duyarken
Kitaplar biterken "2" gözü takıldı
"2" ayakkabısının rengi mamiymiş 1-2 imiş, "meraba mami ayabik" nayilsin? derken Ateş
"2" çok sesli kahkaha attım
Bugün ondokuz ağustos "2" binonüç
Bugün günlerden "2"
Ateş böceğimin kalbime konmasının tam "2." Yılı
Hem bedenimi hem hayatımı yenilediğim "2." Yıl
"Anneyim ben!" in "2." Kutlu yılı
Evet! Anneyim ben
Her " doğuş" gününü dün gibi hatırlayacağım
Yıllar hayatla akıp giderken, ben her ondokuz ağustos da anı küplerimden üst üste kule dikeceğim
Ağlamaklı gözlerim anlatacak duyduğum aşkı
Sonra sesim duyulacak...
bedenimden, ellerim kollarım sarmaş dolaş olacak oğluma!
Anneyim ben!
Herkeresinde kalbine yüreğine dokunacağım oğlumun!
Aramızdaki ışık her yıl "2" kat artacak
Gün gelecek dert ortağım olacak!
Büyüyecek ben "2." Çocukluğuma dönerken
Dedim ya! Günlerden "2" bugün
Tüm dünyanın "2"li mesajları serili yanımda
"2." kez doğmuşum gibi
Tazelenmiş, yeşermişim gibi
Binlerce iyikiler şükürler dökülüyor dilimden!
Anneyim ben!
Dualarla meleklerle örterim geceleri üzerini
Nefesini dinlerim en az 2 defa
Kelimelerini anlar, tercüman olurum eşe dosta
Kokusu parfümüm olur, ateş kokarım buram buram
Dedim ya! "Anneyim ben! " in "2." Yılı
Çünkü anneysen aynı cümleyi
"2" defa tekrarlarsın, bilen bilir
"En iyisini ben bilirim! in " 2." Yılı
"Kontrolü bendedir! " in "2." Yılı
Dönüşümün "2." Yılı
Bu cümleleri yazarken;
2 damla sevinç gözyaşım
Çilekli damarlarımdaki taze kanım
İçimdeki sesim

Melodim
Sonra bir dolu dünyam oldun
Daha çok yaşamam için
Sebeb- i varlığım
"Ateş böceğim"
Nice ışıklı "2"ler olsun ömründe!
Yollarında şans meleklerin daim olsun!
"Annem" diyen sesin can olsun bana!

"İyiki doğdun"
"İyiki doğdun"

"Annen"

13 Ağustos 2013 Salı

"2 YAŞ SENDROMU" O DA NE?





Akşam saatlerinde havanın aydınlık olması...güneşin kızıla boyanması ve evde tatlı tatlı telaşlarla ayak seslerimi dinlemek... sakız gibi uzadıkça uzayan büyüme atakları...içimdeki çocuğu canlı tutmak...empati kurma yetisini daima hali hazırda bulundurmak. Ateşle bazı bazı süregelen işbirliğimizin üzerinde yer yer bulutların gezinmesi...kendimce bu hasılı, kaotik, duyusal travmanın ortasında kalakalmak! 2 yaş sendromuymuş o da ne? yok yok o kadar da vahim değil durum. :)

Şu an paylaştıklarım akıntıya doğru özgürce sansürsüzce, photoshopsuz:) içimden hızlıca dökülenlerdir. Dilimde bir melodi Teoman' dan....günler "hayat" la geçiyor. Hem de tıka basa doluyor... Bana kesinlikle 24 saat yetmiyor arkadaş! Gün' e "Ne olur biraz daha kalamaz mısın?" diye sorarken, bir miktar da homurdanırken, "yarın" a çoktan uyanıyorum. Sabah olmuş meğer. Hem de sabahın tam olarak 6sıymış. "Hani benim gençliğim nerde anne" diyor içsesim. Camın önüne yastık kulelerinden bir köşe yapıyoruz, orası minik bir cumhuriyet. Sadece Ateş' e ait. Sadece "O" oturabilir. O' na özel. Elleme, ilişme, dokunma, "menim o menim o" mekanı da diyebiliriz. Koltuğun üzerine dinazorunu da koyar ve dedeyi beklemeye koyulur. " dino dede geldek" diye diye dede gelene kadar anlatır durur. Arada annesine ilginç pozlar verir. Annesi gibi foto çektirmeyi seven bir erkek çocuk yetiştirmenin derin hazzını yaşamak paha biçilemez. Saatler ilerledikçe eğer o gün evdeysek koltukların entepe kısmına çıkıp kendini oturduğumuz yere atması, yüreğin geçici bir süre yerinden çıkıp, kendini aynı yere monte etmesi. ağlayarak istek bildirmeler, önümüze gelene bir tekme nidalı kendince "oyunlar" bizim açımızdan hastanelerdeki acil servis vakalarından farksız sonuçlar( dudak patlatma. kaş şişirme, burun travması vb:) doğurması da bu sürecin sanırım olmazsa olmazları. Dilimde şarkılar melodiler ama en çok sabırlar...bu "terrible two" değil yani korkunç değil! biraz abartılmış olduğu kanısındayım...geçecek geçecek diyerek kendimi rahatlatmalar:) derken; zaten sinirlerimi çoktan aldırmıştım. bu sayede rahat ilerliyoruz. Dış mihraklara kulaklarım genelde kapalıdır. Özellikle çocuk yetiştirme ve bu güzel hamuru yoğurma tarzımla ilgili. Okuduğum kitaplar ve annelik içgüdülerimle bunu kolaylıkla alt ederim çok şükür. Gerekirse bu süreci ters yönde etkileyebileceğini düşündüğüm kimseyle de görüşmem. Anneysen "sabır" başucunda, omuzlarında, cebinde yani en kolay ulaşılabileceğin yerde duracak ve sen ihtiyaç duyduğun anda ona sarılacaksın. Anneliğimin başlangıç seviyesinde bunlardan bir haberdim . Bu denli bir dönüşüme hazır mıydım bilemiyordum.Kaçınılmaz olandan da kaçamazdım:) Ve şimdi, 2 yıldır, içimde bir dönüşümle gündüz gece, 7/24, tam mesai, durmaksızın, dinlenmeksizin ucu bucağı gözükmeyen bir yolda ilerliyorum. Giderek aydınlanacağını sandığım bu yol, tam aksine ilerledikçe daha bulanık, daha sisli ve puslu bir şekilde önümde uzanıyor. Zihnim bir yıl öncesine göre daha karışık...zeki bir kadından ziyade aptal bir kadın gibi oluyorum bazen. Bir işi yaparken bitirmeden başka bir mekanda buluyorum kendimi. Ellerimi yıkamak için banyoya girdiğimde; lavoboları fırça ile temizlerken buluyorum kendimi. Buzdolabından birşey almak için salondan yola çıkarken, mutfağa vardığımda yani toplamda 15 adım bile olmayan bir mesafe...dolabın kapağını açıp anlamsızca bakıyorum, değil ne aradığımı, orada bulunduğumu bile unutuyorum! genelde Ateş uyuduktan sonra bu halde oluyorum.
Evettt bu durumla tümden başedebilirdim belki, ya da -kol kırılır yen içinde kalır- misali kendime saklarım, bu kaybolmuşluğumu. Lakin bir süredir farkettiğim haleli hallerim beni epeyce endişelendiriyor. Bir de nerede kiminle olursam olayım annelik içgüdüsü delirmesinden mi, helikopterlikten mi, algıda seçicilikten mi, gözüm daima ateşin üzerinde 2 göz olmasa da tek göz sabit asılı kalıyor. Kim ne anlatırsa anlatsın %100 dinlediğimi söyleyemem. Onlar birden diğer sesler kategorisine girmesiyle derinliğe gömülüyor. Çünkü o sırada ya hızlı koşuyor, ya bana sesleniyor ya da eskaza tehlikeli aktiviteler yapabiliyor. Endişelendiğim durumları kısa sürede zihnimden çıkartabiliyorum. Neye endişelendiğim uçup gidiyor gibi. Beri yandan şükrettiğim zenginlikler için farkındalığıma sarılıyorum. En önemlisi yemek ve uyku düzeni değil midir? Biz de mükemmel derecede ilerliyor. Uyku eğitimi 14 aylıkken vermiştim. Yatağına yatırıyorum ve uzaklaşıyorum...uyuyor kendi kendine. Yemek yemesi ise; bildiğin iştahlı bir çocuk. Daha ne istiyorum değil mi? :)))



Şimdi ufak havuzun içinde mini kovadan diğerine su aktarıyoruz...toplarla coşuyoruz...küçücük parmakları dünyayı selamlıyor herkeresinde...yüzündeki sevinç, hasılı heyecanlar hem benim hem böceğimin yüreğine de su serpiyor..."su" sakinlik, dinginlik getiriyor halli halli hallerimize:)
O vakit; 2 yaş sendromu mu? o da ne:)))) ama yine de bence büyüme atağı, kendini keşfetme diyelim:) konuyla ilgili okuduğum kitaplardan ve içgüdülerimden uygulamalar;

- Fırlattığı oyuncağı ona geri vermiyorum. Başka bir oyuna geçişini sağlıyorum. Eğer isterse, ısrar ederse, diğer oyuncakla konuşuyorum, hemen oyuna katılıyor.

- Bana vurmaya başladığında, bu davranışın doğru bir davranış olmadığını ve "anne bundan hoşlanmıyor" diyorum. Kucağımdaysa indiriyorum. Bir süre sonra gelip öpüyor annem diyor:)

- Ağlayarak birşeyler istediğinde; yapmıyorum. Dikkatini bir şekilde başka yöne çeviriyorum , eğer kanmıyorsa; "ağlaman bitince lütfen yanıma gel aşkım" diyorum sakin, yumuşak bir ses tonuyla. Sustuğu daha doğrusu sakinleştiği zaman, istediğini veriyorum

- Başarısız kaldığını hissettiğinde çıldırıyor...ağlıyor, krize giriyor...bu yetersizlik hissini ortadan kaldırmak için. Karşısında sakar, dikkatsiz, zor anlayan biri oluyorum. Düşüyorum, başaramıyorum, yardım istiyorum ki bunu kendi içinde alt edebilsin.

- Banyo ise; bütünüyle doğal sakinleştirici

- Küçük adamım tam bir görev adamı, sofrayı hazırlamak, yerleri silmek, toz almak... biraz homurdandığında hemen bir aktivite yaratıyorum...kendini çok değerli hissediyor

- Özellikle dışarı daha çok çıkıyoruz ki, enerjisini boşaltma ve sosyalleşme imkanı bulabilsin. Park da doğal sakinleştirici görevinde :)

- Geçen gün kitapçıdayız, yere oturdu beyaz pantalonuyla, dinazorları dizdi öyle mutlu ki, konuşuyor gülüyor, izledim onu, özgür bıraktım...sonra hemen bir görev ve yardım istedim..."rafa koyamıyorum dinazorları, hadi bana yardım et çok ağırlar" dedim ve bu oyundan başka bir konuya geçtik. ona kitap seçim hakkı tanıyorum, bayılıyor..ama orada "oturamayız, üstün kirlendi ya da bak bize kızacaklar" desem onunla kendim arasına minik çapta savaş açmış olacaktım, belki kendini yerlere atacak ve bir şekilde oynamak istediğini söyleyecekti...kısaca biz de bu yöntem çok işe yarıyor.




İşin özünde anne sakinliği yatıyor. Tanıyanlar bilir nasıl sakin biri olduğumu. En büyük kaynak bu. Çocuğumun her olumsuz davranışını da görmüyorum. Onunla iktidar savaşına girmiyorum. Kaldı ki her yeni günde Ateş' den bir dünya dolusu farkındalık öğreniyorum.

Bu bizim şimdilik 2 yaş hikayemiz. En mühimi rahatız...arada hepimiz çıldırmıyormuyuz?

Sevgiyle ışıkla

Müge

26 Temmuz 2013 Cuma

İLETKEN RUH HALLERİ - ANNELİK VOLUME 3





Aniden evden çıktım. Kapıyı büyük bir arzuyla çektim. Ne için mi? Kendimle kalabilmek için! Kendime kaçmak için! Hızlı adım yürümeyi özlemişim, sanki telaş telaş, kırık parmağıma dikkat ederek...arkamdan biri geliyormuş beni kovalarmışcasına...yaka paça misali...tamam teşbiğin de bir sınırı var elbette...kaçmak da bir tercih:) özgürlük buymuş diye düşünerek adımlarımı sayarak, sitenin bahçesinden çıktım, arkamda kuş seslerini bıraktım. Öyle güzel sohbet halindeler ki...çiçek kokusu, böcek kokusu, bulut kokusu, güneş kokusu, karınca yuvası, köpek gezdiricisi derken bunlar iyi geldi...arabaya bindim. Resmen kaçmıştım! İnsan hiç oğlundan kaçar mı yahu:) yok yok bu öyle birşey değil! Bu hissettiğim minik bir anne hüznü olsa gerek...yolda bebek arabalı anne çocuk ekiplerine rastladım...tam "keşke" demek üzereyken; iç sesim "Müge iyice saçmaladın" dedi! O anda hızımı arttırdım, müziği açtım! Ortaçgil, Teoman derken kendimden geçmişim..

Kendimi kitapçıda buluverdim. Uzun uzun derince nefesler alarak, kitapları inceledim. Birinden diğerine kondum. Kuşlar gibiydim, öyle hafifledim ki! Klasiklerden başladım, sonra yine çocuk gelişimiyle son buldu. Eee hani çocukla ilgili birşey okumayacaktım...kabul ediyorum bütün yollar Ateşe çıkıyor ama bu kadar da olmamalı! Hani ben yani hani Müge:) diye diye sızlanırken, bugün başka birşey farkettim. Bahanelerimin sonunun olmadığını... bahaneler bitmez. Bahanelerimin arkasına bir yuva kurmuşum, yürüyorum gündüz gece avareliğimle! Daha az değer verir oldum kendime! Oysa hep söylerim zaman çok kısa...kendime çok daha iyi bakmalıyım, eskisinden daha fazla! Hem bedenimi, hem zihnimi itinayla pamukların üzerinde beslemeliyim! Düşündüğümü ivedi bir şekilde uygulamam artık şart oldu! Kendime gelmek adına, delirmemek adına! Nice örneklere sahibim konuyla ilgili...anlatsam masalsı bir roman malzemesi çıkar:) offff herkes böyle hissediyor mu gerçekten ilk çocukta? Bana mı özel bir durum? Neyse

Dün yeni bir kitap aldım Ateş' e. Adı "Benim! Hayır. Benim" . Okurken düşündüm ki ben de öyleyim! Bir cumhuriyet kurmuşum sanki evde! Ateş benim, benim o! Paylaşmam mümkün değil gibi:) Kurallarım benim, evet benim kurallarım, benim hakimiyetim benim benim benim! Eli kolu bacağı her bir yanı benim! Ben yaptırırım, durun siz kontrol bende! Ben doğurdum! Ben taşıdım! Böyle söylenmez. Ateş' e bu şekilde söyleyin! Aman bebek psikolojisi çok mühim. Ben okudum, biliyorum. belki de ben bu şekilde yetiştirilmedim diye, belki de değil...aslında tam anlamıyla bundan ötürü...benim çocukluğumda psikolojik beslenme yerine, beden beslenmesi ve temel bakım ihtiyaçlarını karşılamak daha ön plandaydı! Özgüvenimi de bu sayede sonradan kazananlardanım. Çünkü her işimi mutlaka yapan birileri olurdu. Ateş böceğimi de bu bağlamda ciddi bir koruma kalkanımın içine aldım....Ben ben ben benim o!

Ne olacak bu işin sonu! Şimdi onca yazının altına ben çözeceğim yazsam komik olacak ama gerçekten de öyle olacak. Yazarken kafamın sağ ve sol yanında baloncuklar oluştu birden.

Biraz daha programlı ilerleyeceğim. Kontrol yine ben de olacak
Şikayet etmeyeceğim! Çünkü hepsi benim kişisel tercihim
Kendime zaman ayıracağım gibi Barışla bana da özel zamanlar ayıracağım.
Gerginsem, susarak nefes terapisi yapacağım
Yaşamak istediğim hiçbir şeyi ertelemeyeceğim
Daha sağlıklı besleneceğim( dahası nasıl olacak ama daha daha daha çok :)
Bahanelere sığınmayacağım.
Sonuçta kendime ulaşacağım ve kendimden kaçmayacağım
Kendi kimliğimi koruyacağıma söz veriyorum
Bu sayede ölene kadar annelik rütbesini bana bahşedene şükürle uykuya geçebilirim.

Şimdilik sevgiyle ışıkla

Müge


18 Temmuz 2013 Perşembe

PRENSES VE GEÇİMSİZ KÜLKEDİSİ






Çok alıştım güne erkenden başlamaya. Sabah 06:30 bizdeki mesainin başlangıcı. Minik eller havaya kalkmış "mugi anne kucak" diyor. İşte tam o noktada aslında prensesken külkediliğine geçiş sertifikamı kucaklıyorum:) ama daha nicesi de, yarım yarım konuşmaya çalışan oğluma büyük bir hayranlıkla aşkla bağlılığım!

Herşeye herkese rağmen! Bu iyikiler kısa sürüyor nedense

Geçimsizim son günlerde, en çok da kendimle!



Sürekli -kırık parmağımın psikolojik etkisiyle diyelim- halimden şikayet eder oldum. Kitap okuyamıyorum, sinemaya gidemedim, kendime zaman yaratamıyorum, aman Ateş düşmesin, yani helikopter anne kadar değilim, biraz da sen ilgilen Barış, benim de bir canım var! ben de insanım Barış! biraz empati kur Barış...aslında ne için bu mücadele! ne yaparsam kendim için! dinlenmek resmen bir lüks oldu gibi gibi derken... bu durumlardan da en çok nasibini alan eşim Barış:) Ateş uyududuğunda ise, temel yaşam yakıtından yoksun, sonsuz bir uyuşukluğa gömülmüş hissediyorum! şikayetlerin sonu yok anlayacağınız:) Aslında böyle değildim. Olumsuzluklarda bile şükreden, farkındalıklarla yaşayan ben değilmişim gibi, içime benden habersiz başka biri yerleşmiş ya da paraşütle sanki bilinmedik bir dünyaya indirilmişim gibi! Yabancılaştım bu aleme! Tahammül sınırlarım öyle düşmüş ki, bundan Ateş' imin etkilenmesinden çok korkuyorum! Bazı zamanlar ise, yürüyen her şeyin bana doğru hareket ettiğini sanıp, sinirleniyorum. Eskiden sabahları uyanmak ayrı bir neşelik hissi, melodik bir umut ışığıydı, ama şimdi tam tersi, oflara poflara bağlamalar, keşke sevmeyen dilimden dökülen milyonlarca keşke, kelime hazinemi bloke etmiş durumda. Arada hepimize olur, gelgitler, inişler çıkışlar ama bu sefer bende uzun sürdü. Neredeyse 1 ay oldu. Bu arada iş hayatıma bu kadar uzun süre ara verişim de büyük etken! Yine yeniden her zaman olduğu gibi bu bilinmezlikten yazarak sıyrılmak ve baş etmekten başka çarem kalmadı. Her dibe düşüşümde, mutluluk hallerim gözümde canlanır. En mutlu anlarım film şeridi gibi akar. Çocukluğum değil de, daha bilinçliyken kendi kendimi mutlu etmeyi öğrendim ben! En çok da 20 yasindayken, doktorluğu bilmeyen birinin lösemi teshisi kondurmasiyla yasama gucumu kesfettim. Metanetli nasıl olunurmuş 6 saat süren yolculuk esnasında anlamış bulundum...belki de son zamanlarım ve hatıra kalsın diye hayatla dalga geçtim ve kendimce müziği açıp, kamerayla belgesel çekimi yaptım:) kendimin ücra köşelerindeki odalarına ulaşmıştım. Kaybedecek de hiçbirşeyim yoktu. Sonra yanlış teşhis konulduğunu öğrendiğimde kendime bir söz verdim. Tazelenmiştim ve her bir parçam yenilenmişti. Zaman kısaydı ve nefes aldığımız sürece umudumuz sonsuzdu. Yıllar var, sözümden tam anlamıyla dönmedim... hiçbir kimse ve hiçbir durum beni bu denli dibe vuramazdı... O zaman neden duruyorum:)

Oysa ne çok neden var mutlu olmak için. Oysa ne çok artılar var hayatımda. Mesela şu an, babasından yazlık nedeniyle uzağız ve bunu fırsat bilerek, yanıma aldığım ateşim böceğimin uyurken minik ayaklarını ve yanaklarını öpmek, nefes alışını izlemek mutlu olmaya yetmez mi?


Yan odada uyuyan 87 yaşındaki anneannemin hayatta olması, hala dinç olup, tüm gençlere taş çıkarması ve bizimle bu ortamı paylaşması, güzel eski istanbul yemekleri pişirmesi, mutlu olmaya yetmez mi?






Kalabalık bir aile olmak, annemle canım yiğenimin, Duru meleğimin koyun koyuna uyumaları, burada bize renk katmaları mutlu olmaya yetmez mi?





Güzel çiçeklerin var ise, sen hala onlarla konuşabiliyorsan, o zaman umut var demek ki! Mutlu olmaya yetmez mi?


10 dk bile olsa bir nefes molası verebiliyorsan, mutlu olmaya yetmez mi?




Saglam durmanin tek sarti saglikli ayaklar ise ve bunlara sahipsen, mutlu olmaya yetmez mi?




Eğer merhametin, vicdanın çok canlıysa, bahçene yerleşmiş olan minik yavrularıyla, anne kediyi beslediğin her andan büyük haz duyuyorsan, mutlu olmaya yetmez mi? Yeşil gözlü güzel kedinin sabahları kapıda bekleyip, kendini hatırlatmasına bayılıyorum




Ateşin kurduğu her cümlede ayaklarım yerden kesiliyorsa, mutlu olmaya yetmez mi? "Annem" dediğinde bulunduğum yerde eridiğimi hissediyorum. Birşey isterken "lüdennn annem" diyor:) hiçbir cümlesini hiçbir ilkini kaçırmamam büyük mucize işte!

Mis gibi çilek reçeli kokan evden ayrılıyorum ve şezlonga uzanıp, 10 dk için gün ışığıyla aydınlanmayı seçiyorum

Evetttt daha iyiyim:)

O zaman daima sevgiyle, ışıkla

Müge

- Posted using BlogPress from my iPhone

17 Nisan 2013 Çarşamba

ÖZÜR DİLERİM ATEŞ






Anne oldum olalı aynı anda, o kadar fazla yaşantı ve kimliğe büründüm ki, şaşırmamak elde değil. Bölünen her bir parçamdan yeni benler yaratıyorum adeta. Hızlıca akıyorum, gidiyorum gunduz gece avareliğimle...yol aldım acemice! ama bazen iste bazen;

Kontrolden ciktigim...bağlarımın çözüldüğü anlar olmuyor değil...bu belki de bir özür yazısı, belki de vicdan merhemi, bilemiyorum..ama kesinlikle yazmalıyım. Eğer yazmazsam çıldırabilirim. Yazmazsam yüreğime su serpemem. Evdeyiz ateşle yanlızız . 20 aylık oldu neredeyse ve haliyle; meraklı, ateşli, heyecanlı. Oyun oynuyoruz ama oyun isteğinin bir sonu yok. Bedenim dayansa da, psikolojik olarak dur sinyalleri taşıyorum. Ateş şu an herbirşeyi atmayı çok seviyor ve hal böyle olunca bir sevinç nidası olarak, ne varsa fırlatıyor havalandırarak. Yaklaşık saat tutmadım ama uzun soluklu oynadık, oynadık, dık dık derken ateş telefonumu fırlattı, ama bunu daha önce de yapmıştı. Müge !!!! Kahretsindi, ortalığa koymaydı, suç bendeydi, O sadece henüz küçücük oyunbaz bir ateş böceğimdi. O anda geçici bir süre kapsama alanı dışına çıktım. Ateş' e ses tonumu biraz yükselterek "ama yeter artık" dedim. Saniyeler içinde dudaklarını büktü, titretti ve gözlerinden 1 damla yaş süzüldü. Ama ağlamadı, ağlasaydı ne bileyim, ağlasaydı içime bu denli derin bir yara açmaz mıydı? Korktu sanki... Offf çok mu üzüldü ? Etkilendi mi ? Bu satırları yazarken, burnumun direğinin nasıl sızladığını anlatamam. Ateş salonda ve ben salondaki aynada kendime bakıyorum, Ateş yanıma yaklaştı, gideceği tek sığınak bendim... ya benim...benim bu aynadan sonra bakacağım sadece onun yüzüydü! Aynaya bakarken, bildiğim tüm doğruların, okuduğum kitapların, izlediğim programların değerlerine, ederlerine ne olmuştu ?öfkeli yüzüme bakarken korktum kendimden, engel olamadım gözümdeki sicim sicim akıntıya...çok kızdım kendime...Ateş' e baktım yanıma yaklaştı "annem" dedi...dayanamadım, tutamadım kendimi, sarıldım sıkı sıkı, bu utançla yüzüm aynaya bakıyordu, hüngür şakırdım. Yutkunamadım. Nefesim kesildi, sarılırken sadece onun sıcaklığı bana merhem olabilirdi. Gözlerimdeki yaşı hemen sildim, aynaya baktım "Müge sen ne yapıyorsun ? " dedi gözlerim. Ateş elimi tuttu beni odasındaki filine bindirdi.. Anlar mı bilmiyorum ama duygularımı anlar, sözcüklerimi anlamasa bile dedim içten içe, usulca, iç sesime. Bunun telafisi yok, hissettirdim bir kere, yaşattım bu kareyi Ona!

Yaklaştım usulca, yumuşak kadifemsi bir ses tonumla "Ateş çok özür dilerim, bebek olamadım ama anneler de hata yapar" dedim. "Seni çok seviyorum " dedim. Yüzüme baktı " anne bitti" dedi hem de vücut diliyle de ifade etti :)))) "ne bitti " dedim, salona götürdü beni çadırına ve oyuna kaldığımız yerden devam ettik...annelik daima iç sızısı...içimdeki alevleri bir süre söndüremedim. Biraz nefes terapisi, biraz imdat çağrısı, şükürler derken hala aynaya bakarken aklıma geliyor. Gözlerim buğulanıyor, içime düştüğü günden beri, yaram kanıyor, kalbim acıyor...istem dışı, refleks gibi.
Sonra " herşeyi atma" konusu ile ilgili nasıl davranmam gerektiğinin bilgisini aldım. Bin şükür ki, çok şey öğrendim, büyük ders aldım. Söz verdim bir dahası olmayacak diye!!!!


Özür dilerim Ateş böceğim :(

Müge


- Posted using BlogPress from my iPad

20 Mart 2013 Çarşamba

OYUN İÇİNDE OYUN ANNELİĞİM





Uzun zamandır sabahlar çok erken bana. Kitap okuma, kahvaltı hazırlama, hafif telaş telaş ilerliyor ilk saatler. Dilimde ışıklı bir melodi...bin şükürler ışığın kendisi...Ama bugün başka güzel, yatak örtümde bir sabah güneşiyle gözlerimi açtım. İyiki perdeyi çekmemişim. Dağılan ışık hüzmeleri, once örtüye sonra dolap köşesine, aynaya, aynadan bana, derken içim ısındı..hoşgeldin pazartesiydi, daha ne olsundu, günümüz ışıkla geçsindi:)

Mart gelince bir tazelik yenilik hissi çöker mimiklerime, gözlerime..gözeneklerim nefes alır içten içe, bugün öyle enerji doluyum ki, dünyaya sığamam, o kadar...tam anlamıyla o kadarım...çılgınlar gibi dans ettik Ateş böcüğüyle, çok eğlendi o da, delirmiş annesine bakarak ve ona katılarak :) bugün itibariyle çatal kullanma eğitimine başladım. Daha önceden kullanıyordu ama ilgilenememiştim tam manasıyla. Kayısıyı 5 e böldüm, kibarcığım çatalla yedi, çatalla alamayınca, sinirlenip, eliyle alıp hızlıca ağzına atıyordu. Mama sandalyesine oturtup, yemek yapmam gerekiyordu. 4-5kayısı yedi çatal kaşık bıçak setiyle...ben bir yandan mantarları kesip, bir yandan onun ellerini tutup dans ediyorum, sonra tavugu terbiye edip, ateşi gıdıklıyorum, biberleri kesip, biraz ona veriyorum,çatala batırıyor, o arada su istiyor, su içiyor, işte tam o sırada eğlencenin devamını istiyor, gıdıklamak, dans etmek ve gülmek adı altında bermuda üçgeni. Balık köftesi pişer ve çatalla denemelere başlar böceğim...o sırada mantarlar kavrulup, kenara alınır, tavuk ve biberler tavaya...arada ates gıdı gıdı der, mecburuz, oyunsa mutluluğun anahtarı bir çocukta, sonuna kadar varım...çocugum, bebeğim ben onunla...dikkat ego yok, çok masum, onun baktığı mizah penceresinden bakıyorum dünyaya, 50 kere koltuga çıkıp, kendini fırlatıyor geriye ve kahkahalarla gülüyor, benim yaptığım tek sey " bak geliyorum şimdi yanına" demek... Sonra saydım 57 kere bıkmadan yaptı ve ben aynı kelimeleri kullandım..gözünün içi gülüyor işte, daha ne olsun, çok kolay bir çocuğu mutlu etmek...yemekler yenildi, pişti vs.., evden çıkacağız, ateş bu sefer bezini değiştirirken kaçtı, çıplak dolaşacakmış...biraz müsaade ettim baktım, ama o herzamanki gibi bunu da oyuna cevirdi...sonunda zar zor giyinmeye karar verdi...0-3 yaş oyunla mutlu olunan, kişiliğin, kimliğin bir yüzdesel oran belirlesek, %85 in oluştuğu yaş gurubuymuş. O zaman ne duruyoruz...mutlu etmek çok kolay çocuklarımızı..ama önce anne kendini mutlu edecek, enerji akımı geçişi ancak bu sayede olacaktır.

Ateş uyurken ve ben herzamanki gibi "la pain"de otururken, bu yazıyı yazarken birşeyler daha öğreniyorum...daha fazla oyun oynamalıyız, daha fazla gülümsetmeliyiz o minik yüzlerini...geleceğin en mutlu çocuğu adayı olmalılar. Oyunla, empatiyle, sevgiyle, saygıyla yogurulan bir hamurdan öyle leziz tatlar çıkar ki, şaşırıp, kalırız

Bahar pencereyi aralamış mı ne ?

Sevgiler, çiçekler ve daima Ateş böcekleri

Müge







- Posted using BlogPress from my iPad

11 Mart 2013 Pazartesi

DİKKAT KARŞINIZDA ARTIK BİREY VAR !






Bugunlerde Ateşin gunden gune birey olma sekline, şemaline, bununla ilgili kösede bucakta duran metaryellerine rastlamak, en doğrusu da bu farkındalıkla kalakalmak öyle sıcak ki..

Evin her köşesinde ılık ılık yüzüme vuran bir bahar esintisi gibi her bir eşyası. Ateş ilk doğduğunda, hatta doğmadan önce kendim ve onun adına bir söz verdim... özgüvenli bir birey olması için vargücümle çabalayacağım...3 yaşına kadar bu eğitimi benden alacagına dair... Oyle güzel bir noktaya geldik ki, kendimce doğru bir yoldayım. Okuyorum, araştırıyorum, abartmadan,ölçülü, olması gerektiği gibi, yeteri kadar, naifçe... En güzeli de içimden geldiği gibi, sadece kendi doğrularımla, toplum baskılarına kulak asmadan...Ateş' in kendine has bir çocuk ve bu dünyada tek, biricik olduğunu hiç aklımdan çıkarmadan.

Ardından evde küçük bir gezinti yapıyorum. Ateşten sonra ve önce diye ayırmak her bir odayı, köşeyi...derken bütün odalarda birey olma hali karşıma çıkıyor.


Saga dönüyorum, minik bir ayakkabı artık bizim ayakkabıların arasında yerini almış.



Banyoya giriyorum, diş fırçası ve macunu bizimkilerin yanında



Küvete bakıyorum, oyuncaklarımız ve su konseptimiz mevcut


Salonun ortasına baktığımda büyükçe bir çadır, minicik salonumuzda :))



Mutfakta bir ateş köşesi

Kapı girişine baktığımda montu artık bizimkilerle birlikte

Yemek yediğimiz masanın ucunda duran mama sandalyesi, küçük bireyim bizimle yemek yiyor.

Mutfakta tabakların yanında ona özel bir tabağının olması

Arabada, bir birey duruşuyla kendi koltuğunda oturması


Artık bir kişiliği olduğunu düşünmek ve ağlayarak istemediği ne varsa tepki verdiğini görmek onu tam yetkili bir birey yapıyor zaten :))

Belki de daha bir sürü detay var göremediğim. Ne kadar şükretsem az olur inan...öyle güzel nimetler var ki bende..paha biçilemez, bu doyuma ancak bu şekilde bu zamanda ulaşabilirmişim. Yazmak aslında bana kendimi bulduran tek kaynak.. Biraz konunun dışına çıksamda su an..15 gün düşündüm...yazmasam ne olur diye...iyi gelmiyor, olmuyor...daha çok bilinmeze gidiyorum...şairin dediği gibi
Yazmasaydım çıldıracaktım...iyikilerimin ilkidir yazmak...bu yolla iyiye güzele dokunmak, ışığa ulaşmak..

Hep ama hep yenilenmek dileğiyle

Mutlu bir hafta olsun, öyle de oldu diyelim :)

Sevgiyle ışıkla

Müge


- Posted using BlogPress from my iPad

31 Aralık 2012 Pazartesi

MELEKLERLE GECSIN YENI YILIMIZ




Once sevdigim bir alintiyla baslamak istiyorum. Bu yilki son yazima..

Once tesekkur edelim tum kattiklari icin bu senemize!
Ve sevgiyle geride birakmaya hazirlanalim!
Ve sonra Yeni seneyi guzel enerjilerle dolduralim!
İsik dolu bir yil geliyor hepimiz icin! Guzelliklerle dolu...
Askla bekleyin yeni seneyi,kalbiniz cosa cosa ,yuzunuzde tatli bir tebessumle ,merakla bekleyin size nasil guzellikler yasatacak diye ve bir o kadar da emin olun 2013 'de istediginiz her guzel seyin hayatinizda olacagina!
Ruh esinizi bekler gibi,dunyanin servetleri onunuze serilecek gibi ,bedeninizi tam olarak saglikli ve keyifli gibi... Ve tam olarak bu yeni seneyi meleklerinize birakin simdiden! En hayirli bicimde sekillendirsinler yeni senenizi!

DİLEĞİN OLDU!!!
Yüreğindeki gerçekleşti. Bunu bil.;)
Yüreğindekini elinde tutuyorsun. Bu oldu!
Sana düşen, endişe ve korkularını ışığa, bu bilişe dönüştürmek. Elini ışığa uzat ve bırak o ışık, avuçlarında tuttuğun dileğine dönüşsün.
Etraftaki karanlığın gün doğmadan önceki alacakaranlık olduğunu bil... O, sadece yeni doğan güne zemin hazırlamak için koyu renk olmak zorunda.
Bil ki dileğin geliyorrr!!!
En doğru zamanda ve en doğru şekilde. Bunu bil ve buna inan.
Ve öyle de oldu:)))






Ferahladiginizi, icinizin umutla doldugunu hissediyorum buradan..cunku ben de oyleyim suan...bugun atesim bocegim ateslendi...cok sukur kontrol altina aldik geceden beri..uykusuzluktan bahsetmek bile istemiyorum. Icim eridi ufak capta, bedenimdeki etler acir ates hasta olunca..ama sukurlerle atarim uzerimden bu vesveseleri...oyle oldu nitekim..ama iste anne yuregi kiyamiyor, konduramiyor..






Gelelim bu yilin birazdan bitecek olmasina:):):) Bu yil hersey benim hayrim icindi..yasadiklarim benim secimlerimdi...ve 2013 de ayni sekilde olacak..yeni bir ben olacagim belki de kimbilir:))) musmutluyum isil isilim oglum esim ve ben..daha ne olsun

Sukur..hep sukur..kabuldeyiz

HERKESE MUTLU ISIK DOLU BIR YIL OLSUN
SEVIN SEVILIN

Sevgiler

Muge


- Posted using BlogPress from my iPad

20 Aralık 2012 Perşembe

ÜSTÜMÜZDEN BİR KAR GEÇTİ



Once kar yagdi sicim sicim, sonra camin onundeki cam agaclari yaslandi gozumuzun onunde. Kisa surede ak dustu yesil saclarina. Her firsatta kostuk atesle camin onune...uzun uzun izledik, sarkilar soyledik. Aradan zaman gecti, yine kostuk cama, doyamadik izlemeye..bir ruzgar cikti, kuvvetlice salladi yaslanmis agaclari, uzulduk, birbirimize baktik, daha fazla hirpalanmalarini istemezmis gibi.

Bazen sadece fotograflar konussun isterim. Cumleler nice fotograflarin yaninda anlamsiz kalir sanki. Bazen izlemek lazim, gormek lazim her baktigimiza. Gorurken hissetmek lazim, yagmuru, kari, bulutu, ruzgari. Ancak o zaman halden anlar ve donusuruz. Bugun uzun uzun izledim Atesi. Onu gordum, kendimi onda gordum, yuregimi koydum yanina, inceden inceye hissettim icimde. Yuregimde bir mum yakmis Ates...simdi susuyorum, biraz da resimler anlatsin

















































Eller hep camdaydi bugun. Orada yasadi, yasatti.

Sevgiyle isikla

Muge



Posted using BlogPress from my iPad

7 Kasım 2012 Çarşamba

ATES HASTA OLUNCA





Ates hasta olunca, eskisi gibi olmaz soludugum hava. Daha dumanli, daha soguk, yer yer yagmurlar gorulur. Icimden gurular cikar...neden hasta ettimler, benim sucumlar, ilk cocuk acemiligim, acaba ustunu yeterince ortemedimmiler, anneligimi sorgulamalar..bla bla diye suregelir devami

Ev sessizlesir, ben oksuzlesirim, sesim kisilir..guclu goruntumun altinda, bir yarali kus yatar ve kanadi kiriktir. Keske ben hasta olsaydim der ic sesim surekli. Hic hasta olmasalar derim. Mumkun degil tabi ki, savas verecek bagisikligi. Ama anne yuregi iste kiyamaz. Elimde degil. Her oksuruste, bir super anneye burunerek, bedenindeki herbir hucreye ulasip, iyilesmesi icin elimden geleni yapabilirim. Insan olmam yeterli degilmis gibi gelir. Superanneye donusme fikri zihnimde fink atar. Daha cok opup koklamak, daha cok sarmalamak bir nebze vicdanimi rahatlatir. Usurum ates hasta olunca, icim tirtir titrer ama belli etmem...sicacik durur bedenim. Daha cok izlerim onu..soluk alisverisini icimde hisseder, kiymik kiymik olurum. Kul acziyeti, anne caresizligi saplanir sirtima. O agladiginda, gozumden sicim sicim yas akar, refleks olarak. Dualar, melekler kolkola girer uzerinde. Butun vucudunu cevreler. Onun icin calisirlar geceleri. Basucundaki sandalyede oturmus, kollarimi karyolayasina dayayip, sicacik bir bekciyimdir Atesime.

Baskalasir anneligim...bir boyut atlarim sanki. Zaman kavrami bilmez halime guc gelir. Direnme gucu. Bekleme gucu. Sabir gucu. Alt ederim tum olumsuzluklari, siper olurum, bendir Ates, benimdir, bendendir, icimin sızısıdır. Otesi yoktur. Kucagimda uyuttugum, minik yumagimdir. En buyuk sebebim, iki karagozum, saskin urkek yuzumdur.

Kelimelerin bogazimda dugumlendigi su an. Ates bocegim hasta olunca her nevi sikinti icimde basgosterir, elimde degil

Saglikla

Muge

23 Ekim 2012 Salı

1 YAS ATESÌ




Atesin kisisel gelisimi, beslenmesi, dis dunyaya verdigi tepkilerle ilgili uzunca bir zamandir, yazamadigimi farkettim. Icime birden saglam bir sucluluk duygusu ilisti. Kendimi ciddi anlamda kotu hissettim. Cunku zaman akip gidiyor, atese benden en buyuk hatira bu blog olacak. Yillar gececek ve Ates bocegim bunu buyuyunce okuyacak. Sevecegini ve her satirini buyuk bir heyecanla okuyacagini simdiden hissediyorum. Umarim o siralarda bu boyutta ikamet ederim:) bu coskuyu onunla yasamayi inanin cok istiyorum.

Gunler hizlica akip gidiyor. Benim kucuk adamim zamanla birlikte yoguruluyor. Her yeni gun, yenilikler katiyor hafizasina ve bedenine. Tam 14 aylik oldu. Kitaplarla iletisimimiz hizlica devam ediyor. Masal okuyunca simdilik sikiliyor, fakat kisa hikayeleri sesleriyle taklit edince, uygulamalari hosuna gidiyor, ilgisini 20 dk. kadar cekebiliyoruz. Iste sevilen kitaplar. Kitapla ilgili ayri yazacagim tekrar..ozellikle iz birakan bir kitap var su siralar:) onun tanitimini yapacagim:)




Evimizde bir kaplumbag modeli var an itibariyle...ve penguen olma egilimine de gecti. Asagida gormus oldugunuz yurume arabasi ile evin altini ustune getirmekte geri kalmiyor..."birrnn birrnn "diyerek ucusa geciyor minik adamim




Gunde 2 kez uyuyor. Sabah cok erken gunu selamladigimiz icin kahvalti sonrasi yeniden uyuyor. Bir de ogleden sonra yemek arkasindan uykuya geciyor. Ev bu sirada issizlasiyor yasanmisliklar cok mutlu kiliyor beni.




En sevdigi egitici aktivite masamiz, herbir yaninda farkli aktiviteler mecvut, bebegin motor fonksiyonlari ve zihin gelisimi icin cok oneriliyor ve ayni zamanda ayakta durmus oluyor.



En sevdigi halka oyuncagi, halkalari tahtadan yapilmis ve onlari yerlerine dizmeye bayiliyor:)



Ates oglan neler mi yapiyor?


"Kac yasindasin?" dedigimizde eliyle " 1 " isareti yapiyor😄

"Doydun mu? " denildiginde "doydu" diyerek, elini karnina koyuyor.

Agzini, burnunu, ayaklarini, ellerini, gozlerini, kulaklarini, saclarini, basini gosteriyor

Lambayi, masayi, sandalyeyi gosteriyor.

Muzigi bir hayli seviyor. Ses duymasi, bir tikirtiyi uzaktan isitmesi yeterli, oynamasi ve cosmasi icin. Seslerı, konusmaları taklit ediyor. Birbirimize sarilip, muzik dinlemeyi cok seviyoruz. Muzigi kattik yasantimiza. Kafa salliyor, gobek attiriyor, kisacasi kendinden geciyor, beni de gecirtiyor:)

Aydedeyi ogrendi bir aksam disari ciktigimizda, o gun bugundur, gunde 400 defa "aydede" diyor:)

Birisi giderken " gel" diyor.

Bir cafe de otururken, kazara abla gorurse yandigimizin isaretidir. O ablaya surekli "abbaaaa"diye isaret parmagiyla gosterilip bagirilir. Bir de uzerine surekli opucuk verilir😃

Elleme demek istiyor " ennem" diyor

Kedilere " mavvv mavvv"

Anne yani ben "nenneeee" yim..arkamda surekli nenneeee diyen kucuk adam var:)

Kuslar ve bilumum hayvanlara "kagaaa"

Ates artik 7-8 adim atiyor, eller havada seklinde, penguen olduk yani:)

Yine bugun ilk defa ayagini koltuga atarak, uzerine cikmayi basardi

Arabalar bırnnn bırnnn, helikopterler brrrrr, filler eygggg...

Hizli yasam, pesinden kostugum Ates, zamani tutan ellerim ve mutlu biz..

Seruvenimiz devam edecek

Sevgiler ,cicekler ve daima Ates bocekleri

Muge