Şifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eylül 2015 Salı

YAZMAYI ÖZLEDİYSEM...


 
 
 
Nasıl anlatsam nerden başlasam, yaşanılan her anın büyük bir öğretisi oluyor

Şükür; gerçekten edebilene ilaç

Niyet; sadece iyiye güzele ayrı bir aşk oluyor

Baktığın his ne önemli..o his senin kendi benliğin, kişiliğin aynan...görebiliyorsan ne mutlu

Yaş 34 lere gelince değişir dönüşürmüş insan...ama zihni ama bedeni ikisi de birbirini sevmeyi öğrenirmiş...benim dönüşümüm aydınlamam doğumumla birlikte oldu...ani kararla işe veda edişim..12 yıl gece gündüz stresli ve saat sınırı olmadan çalışmam bana kronik bir hastalık hediye etmişti...hashimato troidit...kabulümdü...rütin kontrollerle dengeyi sağlıyordu bir terazi...yan etkileri elimde olmadan fazlaca yıpratıyordu...bir astrolog büyüğüm bana artık tanrıyı oynama dedi...birden kafamda şimşekler ve garip bir his düştü içime....haklıydı...ya da doğruydu...tam olarak buydu işte...aman kırılmasın...aman saygısızlık etmeyelim kabuğunda sıkışmaktı belki de bu boyuttaki rolüm...oysa ki bu olmamalıydı...bu kadarı fazlaydı...ama mükemmeliyetçi terazi her zaman mükemmeli aramaktan kendini ihmal ediyordu...herkese ilaç olur bir tek kendine merhem olamam bazen...troid de fazla sinir hali yapıyor bunu bilenler bilir... ani alevlenmelerin üzerine su serpme işi de kendine kalınca yük ağır gelmeye başlıyor...

yazmak büyütüyor...en çok da çocuğun büyütüyor seni

Yazmadığım süre içerisinde,  yeni oluşumlar, işsel hareketler, değişik dünya görüşleri  ve eşimin işsel durumları derken karmaşık kaygısal bir düzenin içine girdim...sonra bir durup her şeyin bir hayır olduğunu düşünebildim...işaretler ve mucizelere inanmalı insan...kimi zaman unutsak da gözlerimizi gerçekten açtığımızda ne çok işaret varmışlar çoğalıyormuş... beraberinde yeni kazanımlar oldu...kazanım, manevi anlamda... süreçte ne ders çıkardığın duruma bulunduğun noktada nasıl olumlu bakabileceğimi öğretti... her koşulda sukunet ve saygı sevdiğim iki dost

Bu kaygı ve karmaşalar sürecine  fazlaca dalıp, yine farkındalığımı kapının dışına koydum...zihin istese de kalp bazen aynı şeyi yaptırmıyor. Mart ayının sonunda aslında hiç kontrol etme adetim yoktur...birşey beni dürttü...sol koltuk altımda bir beze hissettim..sol kolum uyuşmaya ve ağrıların artık uykularımı kaçırınca, hemen Barışla doktora gittik...giderken inşallah birşey çıkmasınlar kulağımda yankılanıyordu...neden bedenimiz sağlıklıyken onu düşünmüyor iyi geçinmiyoruz...ipin ucunu kaçırıyoruz...var olan sağlık gösteren her bir parçamızı düşünmüyoruz? hep birşey olduğunda enerjiyi o bölgeye yüklüyoruz. Oysa 6 ay önce beden bu uyarıyı veriyordur bize...kuvvetli ihtimal gözlerim kapalıydı ya da birden oldu...neyse cerrah eliyle muayene ettikten sonra hemen meme ultrasonu ve koltuk altı istedi acil deyince kalp atışlarım hızlandı, yüzümde bir kireç rengi..korku kaygı adı her ne ise yanıbaşımdaydı...meme ultrasonuna girmeden önce sol kol uyuşuyor mu? evetttt çok...peki ailede meme kanseri var mı dedi? bir an kalbim ağzımdaydı...araf böyle birşey midir? bilmem ki.... Ateşi düşünüyorum...onca emeğim ne olacaktı derken..ultrason başladı....birşey yok di mi memede? diyorum duymak istediğimi duymak istiyorum işte....yani ailede de yok zaten...bende neden olsunkiler derken...memede bir kitle bulunmadı...sol kol altında reaktif bir lenf nodü teşhisi konuldu...arada sırada takip edilmesi gereken bir durum...sonra hastaneden çıktım bu durum 2. kez başıma gelmişti. bu bir işaretti...bana stres yaramıyordu...yıllar önce sene 2000 ciddi bir mide kanaması geçirmiştim...biriktirdiklerim..okuldu...stresti derken vücudu hırpalamışım...doktorun biri ilk önce lösemi teşhisi koymuştu...yanlıştı oysaki ciddi bir kanama geçirmiştim...ama ilk uyarımı almıştım...yola devamdı...şimdi ise 2. uyarımı aldım...2 nisan 2015 de 2. uyarımla bir karar aldım....bedenini belli bir yere kadar zorlayabilirsin ama bu sonsuza dek süremez..bu dünyada sağlığımdan daha mühim birşey yok...işaretleri duyduğum için de ayrıca şükrediyorum. Çok korktum 1 saat içinde sanki ömürden ömür gitti... Bu korkular dönüşümü sağlıyor. İyiki varlar ki beni doğru yola sürüklüyor.

Asıl şimdi detoks zamanı
Neden mi?
Çünkü farkındayım
Gülümsediklerimle beraberliği seçiyorum

Sadeleştikçe hafifliyorum
Gerçeklerle yüzleşiyorum

Seçimlerim bana ait dolayısıyla kimseyi suçlamam... kabulümdür
O vakit başlayalım iyikilere

İyiki dualar var koruyucumuz (S.A.V)  var
İyiki başımı yastığa koyduğumda  güvendeyim

ve biz yazdıkça çoğalan iyikilerimiz var değil mi:)

Müge

22 Eylül 2013 Pazar

"ŞİFA" GİR KANIMIZA





Sabahın üçü! Önce uzun uzadıya bir yazı yazdım. Sildim yine yazdım olmadı...uzunluğu başımı ağrıttı...şimdi silmek çok kolay. Tek tuşla..eskiden olsa, yak ya da yırt, çiz, paçavra yap, at çöpe...uğraşlıymış! İyi mi kötü mü bilemedim tabii.. Karmakarışık hareli bir çemberin içindeyim.
Nihayetinde yazdığım içime sinmedi! Kanım kaynamadı heyecanlanmadım...

Beri yandan, ev ahalisi olarak fena bir virüs kaptık. Günlerdir grip, ateş, anjin, halsizlik bitkinlik bizi esir aldı! hastane, eczane, ev bermuda üçgeni gibi şekil aldı. Dünyadan uzak yukarıya bağlı bir döneme girdim. Bildiğim, teoride pratikte uyguladığım hiçbirşey şifayı getirmedi. Öksürük, ateş, hapşuruk, aksırık üçlüsü titreşimleriyle yer yer ritmler oluşturdu ve bu süreç bu kuluçka evresi sakız gibi uzadı uzadı hala hiç utanmadan, usanmadan devam ediyor. Bugün 10. Gün oldu

Asıl canımı acıtan biricik Ateşimin, ateşli, ishalli, gripli hali. Dün akşam yatağında hiç kıpırdamadan halsiz koyu zeytin gözleriyle bana bakarken içimin telleri eridi! Deli bir vicdan azabı saplandı kalbime, sen misin "çok hareketli, hiç durmuyor bu çocuk" diyen. Herşey anlamını yitiriyor, gerçek üstü bir yerin dibine çekiliyor, bir kırıntı kadar ufalıyorum. Sonra ucu bucağı bilinmeyen bir girdaba girmiş, kendimle debeleniyorum. Nefesim daralmış, kulaklarım sağır, sözcüklerimi kaybediyorum. Çok soğukkanlı duruşumun içinde mevzu bahis Ateş olunca eriyorum. Bak şimdi sana sesleniyorum. Ateş! Benim gamzelim! Ateş böceğim! Can oğlum! Sen iyileş, hiç durma, koş, zıpla, yine tehlikeli aktiviteler yap, ben senin 7/24 peşindeki bekçinim, sana söz çok yoruldum demeyeceğim. İçimden de demeyeceğim. İçimdeki tüm serzenişlerimi yakarım, yıkarım yine de demem! Sana söz daha çok oyun oynarım...sana söz daha çok parka götürürüm...yeter ki sen ayağa kalk ve o gamzelerinle bana gülümse "atejjjj iyi" de! Ama böyle yarı baygın yüzüme bakma! Sana sarılırken yanakların yanaklarıma dokunurken o deli sıcaklığı olmasın teninin! Normale dönsün tez vakit! Sen iyileş, bu evdeki tüm oyuncak ve eşyaları camdan atmana müsade edeceğim! Hatta sana eşlik edeceğim, neşene daha çok ortak olacağım..su içerken yerleri ıslattın diye, içimden de homurdanmayacağım! Bak anne sözü veriyorum!




Şu an ateşine bakıyorum, sabah 4 hiç uyumadım! 38,5 a düşmüş. Daha da düşecek eminim! Yazarken ağladım ağladım, anneliğimi sorguladım, sanki seni ben hasta etmişim gibi...mükemmel annenin tarifi yok gerçekten, çünkü sonu yok! Ulaşılabilecek bir ölçütü de yok!

İyiki dilekler var, umut var, melekler var, dualar var!

İçimdeki sesim bugün yeni bir gün ve şifalı bir gün olacak diyor!
Şifa;
Beklenmedik anda da gelebilir,
Süreçten çıktığımızda,
Üzerinden zaman geçtiğinde veya
Unuttuğumuzda.
Sanırım derin nefeslerle eskiden olduğu gibi rahatlatmam lazım kendimi!
Nefes terapisi bu noktada tutunduğum tek dayanağım!

Evet hastalık bu karmaşık duygular etrafımda dönecek! kabul ediyor ve seviyorum
Ama herşey yeni günde su gibi yeniden başlayacak
Yenilik uğurumuz ışığımız olacak
Melekler bizi gülümseyerek uyandıracak!

Ve yine yeniden iyiki "UMUT" var! Ne kadar ilginçtir ki, zamanın içinde ilerlerken hayatı da içine çekiyor umut! O kadar güçlü ki! Sadece "bekleyiş" le tüm yollar birbirine kesişiyor.

Bekliyorum! Gelecek! Biliyorum!

Teşekkürler

Sevgiyle ışıkla

Müge