27 Şubat 2012 Pazartesi

UYKUSUZ ANNEYİM






Uzun zamandir evde bir gece hayatim var...bilgisayarim, televizyonum, kuruyemişlerim, icecegim,koltugum, battaniyem...ama keyfim ve kahyasi diye devam etmeyecegim:) malesef onceden şoyleydi, boyleydi diyerek uykusuz annelikten de terfi edilmiyor...geçmiş adi ustunde geçmiştir ve bitmiştir.

Uykusuz anneyim cunku artik minik bir ateş bocegim var...yeni bir nefes soluk alip veriyor evimizde...sut kokulu, bebek kokulu,huzur kokulu,mis kokulu...geceleri emzirmek ise hepsinden keyifli...muthiş bir guven duygusu aşilaniyor bebeğinize...hani uyanirken agliyor ya avaz-avaz, cunku yaninda annesi yok, kendini birkac saniye "caresiz" hissediyor...sonra kollariniza alir almaz susuyor..artik guvende! Emzirmeyle birlikte sonsuz bag gunden gune buyuyor...icinizdeki kalp icine binlerce kalp ekliyor...hepsi senfonik bir şekilde hizlica atiyor...aşk, sevgi, sadakat, guven, huzur, sorumluluk aşk aşk kokulari tum eve iste boyle yayiliyor...

Gecenlerde " acaba ateşe bir uyku duzeni olusturabilirmiyim?" diye duşundum..fakat duzen olusturmaya calismak, yersiz bir çaba gibi geliyor....sadece kendi rahatimiz icin bir girişim ..fazlasiyla da bencilce geldi..hemen vazgectim...ihtiyacini karsilayarak ve ona "guven" vererek kolayca uykuya gecis yapmasi saglanabilir....bunun adi da duzen olmamali...nasil mi...yatagina birakip,yanagini, sacini oksayarak, agladiginda kucaga alip sarilarak ve sevdigi ninnileri soyleyerek....bu suan ki cozum....sonrasinda zaten alt yapisinin kuruldugu yontemle,minik bebegimizin yanina yatarak annesinin huzur dolu guvenli bir oksamasiyla eminim kisa surede uykuya dalacaktir...zamani geldiginde ona da yontemler bulacagimdir...:)

Uykusuz annelik bir bakima da tek başınalık geceleri...işte boyle yazilar yazmamin başlica sebebi...

Saat bir hayli gec oldu, simdi uyku zamani ---05.14---

Sevgiler cicekler ates bocekleri

Muge


- Posted using BlogPress from my iPad

24 Şubat 2012 Cuma

GELSİN PURELER, MUHALLEBİLER


YouTube Video




Yine atesli yazilara devammm...


6. ayimizi sonunda bitirdik...dile kolay bir 6 ay artik anilarla geride kaldi...ne cok sey ogrendim oglumdan...en onemlisi sabirli olmayi ogretti bana...cunku sabirli degildim..hemen hersey istedigim zamanda olmaliydi...beklemeyi sevmeyen bir Muge artik okadar cok degisti ki...kendime sasmiyor degilim :))) neyse konuyu dagitmadan :))) annemlerin deyimiyle "sadece meme emen" benim deyisimle " sadece anne sutu alan" minik oğlum meyve puresi ve muhallebilere gecerken onunla ne kadar cok yol katettigimizi dusunuyorum...her bir buyume evresinde yaninda olmak gercekten paha bicilemez bir duyguymus.





Doktorumuz "yemezse uzulmeyin, ilk olarak 2 yemek kasigi yerse opun koklayin" demisti...ama bilmezler ki ogluma çoktan guzel olumlamalar yapmiştim...kendini doyuracak kadar besin alacaginin bilincinde olacak herzaman...tabii ki suanda onun bilincinde olamaz...ama sartli, pozitif olumlamalarla oldukca mumkun...yeter ki cekim gucunu her daim hayatimiza alalim...yurekten isteyelim...pozitif olmayan dusuncelerin bizi rahatsiz etmesine izin vermeyelim...ben bunu ailem uzerinde rahat bir sekilde uyguluyorum...bu yuzden ic dunyam huzur dolu....size de siddetle tavsiye ederim...

Nihayet beklenen an gelmisti...mama sandalyesine oturttuk minigimi...elmalari rondodan gecirdim, icine anne sutunu ekledim...oldukca tanidik bir tat haline gelmisti...mama kasesine koyarken, guzel olumlamalara devam ettim...ilk kasigi aldi...sanki yillardir bu tatlari yemis...yalamis yutmus gibiydi...ve tabagi da ayni hizla yaladi yuttu...Sonra zaferimizi kucakta birbirimizle sarmaşdolaş sarkilar soyleyerek kutladik:)))


Ee biz de tesekkurlerimizi sunduk evrene....her gece yatmadan once canim oglum bizi sectigi icin sukranlarimizi sunuyoruz...sonra da bir yatak resmi cizip uyuyoruz.....


Bugunluk bunlardi hissettiklerim...anı yasayarak...gelecege de bir gunes resmi cizerek gulumsemek yeter de artar bile....


Bize yeniden herzaman Atesli gunler...


Muge


Not: videoyu izlemeyi unutmayin pls:)))


Posted using BlogPress from my iPad

22 Şubat 2012 Çarşamba

NEDEN?


Bazen anlamak istersin insanlari ama anlam veremezsin davranislarina...insan olmak, insan gibi davranmak bu kadar zor olmasa gerek...bir gulumsemeyle hayata bakis acin degismezmi...her sabah aynaya baktiginda tesekkur ettigin vucudun icin bir kahkaha atmazmisin...cunku gercekten sanslisindir...binlerce insan arasinda belki de en sanslisi sensindir...derin bir nefes..temiz bir enerji solumak bir mucizedir...bir lütuftur sana bahşedilen...sonra dönüp bakarsin cocuguna, sicacik evine...bir kere daha tesekkur edersin evrene...sana hediye ettikleri muazzamdir...çunku once kendini seversin....mutluluk senin icinde...ama iyi olmayan niyetlere de hayret edersin...

Kimse icin kotu seyler dusunemem...bunu kendimi ovmek icin yazmiyorum...donup dolasip, beni bulur, bana dolanir diye korkarim...ufak hesaplar planlar yapamam..geri donusumler yorar beni...bazen dusunurum de soylemem, susarim...sıkı sıkı tutarim kendimi... zihnimden de engellemek isterim... keşke herkese esit pay edilseydi bazi duygular, akil...saygı...vicdan gibi.... sirkelemek, ne yapiyorsun demek istedigim kişiler var...ama dedim yaa tutarim kendimi..keşke kissasa kissaslar olmasa....daha beter yormasalar benliklerini, daha fazla kirletmeseler içlerini, daha fazla uzaklasmasalar kendilerinden....sevdiklerini yitirdiklerini farkettiklerinde, akillarini da yitirmeseler...

Nasil davraniyorsak, aynadaki yansimalardir karsiliklari....seviyorsak, seviliyoruz...saygi duyuyorsak, saygi duyuluyoruz, ilgileniyorsak, ilgi goruyoruz...o zaman bu nefret, bu kin, bu ofke NEDEN!

İşte boyle birşey...

Muge

- Posted using BlogPress from my iPad

21 Şubat 2012 Salı

ATEŞ' İN ATEŞE MERHABASI






Agustos 19 dan beri her yeni gune uyanirken ilkleri yasiyorum...once gamzeli minik bebeginizin size gulumsemesiyle hayat enerjiniz bedeninize yukleniyor...sonra zevkli ve yorucu bir tempoya hazirlaniyorsunuz...

İste 18 subat gecesi....yeni bir ilk bizi yakamizdan tutup cekti...aksam saatlerinde Ates' im atese merhaba dedi...bizi ummadigimiz anda buluvermisti...minigimle tum gun oynadik..ninesine ve minik kuzeni Derin' i ziyarete gitmistik...keyfi kacti, durgunlasti, vucudu yaniyordu..tabi dis cikarma donemi yaklasiyor...aile buyuklerimizin genel yorumu "bu cocuk dis cikariyor, disleri kasininiyor,dis ates yapar, ishal yapar" oldu....bana da dogru geldi acikcasi...neyse biz atese hoscakal demek icin kollari sivadik...bu durum benim 3 gunumu aldi...atesi inip cikiyordu...kafama gore birseyler yapmiyorum...yanlis anlasilmasin...doktoru ile surekli irtibat halindeyiz...ebru hanim "2-3 gun getirmeyin cok yukselirse ve 3 gunu asarsa getirin" dedi...ee biz de dinledik kendisini...Ates' i evde sadece badisiyle dolastirdik...mahsun mahsun bakislari, elma yanaklari, sahte gulusleri, alev alev yanan agzi ile oyle caresiz gozlerle bakiyordu ki....hemen iyilesmesi lazimdi...insan bebegine konduramiyor hicbir rahatsizligi....minik mendileri ilik suya batirip vucuduna kompres yaptik...bunu oyun haline getirmeye calistim...once kendime yaptim..beni izledi..sonra ona yaptim...sesi de cikmadi...sadece arada ici usuyordu...urperme hareketleri yapiyordu:) boyle 3 gun olmadan atesi dusurduk...ama huzursuzlugu gecmemisti...yine de dr a goturmem gerekliydi..

Dr a gittik...Ates' in lakabi "kofte" ....ebru hanim gorur gormez kofte demisti....oncesinde doktoru beklerken...cok fazla hasta cocuk vardi...hepsinde de oksuruk,aksirik, tiksirik turunden...ama goguslerine inmis gibiydi...sukretmek icin neden bulmak duzgun nefes almakla basliyor iste her sabah....farkindalik...ve yine farkindalik....neyse dr muayenesinde birsey cikmadi.."dis etleri biraz kabarmis fakat her an cikacak gibi degil ama belli de olmaz" dedi...belki virus kapmis olabilir diye tahminlerde bulundu...neyse ki onemli bir sey yoktu...icime su serpilmisti...bu ilki de burada noktalamistik...

Atesle gecirdigim her ilk beni derinden etkiliyor...cunku ilk bebegim...ilk anneligim...ee boyle hissetmem de cok normal degil mi?

amma velakin :))) atese hoscakal dedik...basardik...guclu kucuk adamimla

Sizlere opucukler çiçekler bocekler ates bocekleri

Muge


not: bu yazimi yazarken sagimda Ates, solumda sac kurutma makinesi...herzamanki gibi bu sesle uyku moduna gecti kucuk adamim:))


- Posted using BlogPress from my iPad

İlk Aşıyla Guven Dokunuşu





Ates doğduğundan beri onun yeni dünyaya verdigi her yeni tepkiyi gunuyle birlikte not almaya başladım...geriye dönüp baktığımda, ne kadar cok yol katettigini gormek ve her anında yanında olmak kadar gurur verici bir his yasamadım şimdiye dek...

Notları karistirirken ilk ası olduğu ana gittim...1 aylikti...daha hastaneye gitmeden önce evdeyken strese girmiştim...nasıl tepki verecek?acaba canı cok yanacak mı? diye diye icim icimi kemirmisti...neyse sonra yola çıktık..arabada o ani düşünmeye başlamıştım...gözümde kısa film matrajlari yarattım resmen... Ve sonunda kaçınılmaz ana ulaşmıştık...Aşısını hazırlasınlar diye telefon açtı doktoru sekretere...icimde garip bir his oluşmuştu...tarifsiz değil...hani bazen tarifsiz duygular derler ya...iste bu cok saçma değil mıdır? Her duygunun tarifi var...hem de sayfalarca anlatacak kadar icimizde derinlerde bir yerlerde...ve hemen aklima kucuklugum geldi....küçükken bizi "ciz elleme" ve " bak Dr.gelecek aşı yapar" diye korkuturdu anne-babalarımız...ve yillarca aşidan korktugumu ve bu durumun bilinc altimi ne denli etkiledigini icimde yasamistim...simdilerde ise bunun ne kadar yanlış bir davranış olduğunu bizim gibi bilinçli anneler farketti...neyse sonunda aşı anına gelmiştik...canım oğlum ilk defa aşı olacaktı.

Doktorun muayenesinden sonra sag bacak ve sol kolu acmak icin hazırlıklar başladı...benim icim tabi o sırada sızım sızım sızlıyor...ilk verem aşısını yaptılar ellerini tutup gözünün icine baktım, canı yandı ya iste o anda icim de bolum bolum acıdı..caresiz gozlerle bana bakisini omrumun sonuna kadar unutmam mumkun degil...acısı yüreğime düşmüştü, benim minik Ates böceğim kısa bir ağlamanin ardından tatlı gaz ilacını verince sustu...o an anladım ki...iste güçlü durmaya asıl şimdi başladın muge...elini tutarak bir ilki yasadın...O' nun susmasiyla da icine serin sular serpiliyor ya en keyiflisi de buydu...

Aslında bu yazıyı neden yazdım biliyormusunuz...Ates bana o kadar güzel derin farkındalıklar kattı ki...anlatmakla bitmez...artık bu hayatta tüm bedenimle daha sağlam durmayı öğrendim,minicik zeytin gozleriyle ona her baktığımda her koşulda güçlü durmam gerektiğini bana hatırlatıyor...


Sevgiler çiçekler Ates böcekleri

Müge


Posted using BlogPress from my iPad

HAYATİM DEĞİŞTİ...






Belki de bu blogun geç kalınmış giriş bolumudur bu yazım...

Ortaokul ve lise çağında bir fiil günlük tutmuslugum vardır. Genelde hep ajandaları günlük yapıp, beyaz sayfalara sırlarımı paylaşırdim...günlüğümün adı da özgür willy idi...günlüğümü de saklamadık yer kalmamıştı, yatak ve dolap altları en favori ketum mekanlardi evimizdeki :)) şimdi ise isteyen herkesin okuyabileceği bir sitede gunluk yazacağım, ne yalan soyleyeyim, o günlerde hiç aklıma gelmezdi...

O günlerden bu günlere ne mi oldu? Kısaca özetleyeyim

Lise,üniversite,arkadaslar,parttime çalısmalar,organizasyonlar, hastane ziyaretleri, dogum günleri, tatiller,asklar, ayrılıklar, hüzünler, iccekisler, bunalımlar, kahkahalar,ağlamalar,paylaşımlar, dostluklar, hayal kırıkları, is hayatı, yorgunluklar, haksızlıklar, is seyahatlerim, Canım Barış! Huzur, dinginlik derken evcilik oyunu derken evlilik, hamilelik ve Ates böceğimle birlikte Annelik....



Annelik....evet anne olunca anlarsın derlerdi de güler geçerdim..ne kadar da doğruymuş...19 Ağustos 2011 de Ates' imı kucağıma verdiler..iste tam o anda zaman durdu....minik zeytin gozleriyle bana bakti ve kutsal bir bağ kuruldu aramızda..iste tam o anda ben "anne" oldum... ve hayatım değişti...

Artık küçük seyler icin ter dokmuyorum, daha önemli islere konsantreyim, mesela alt değiştirmek, emzirmek, oyun oynamak ve uyutmak gibi :)

Sabahları ise gitmek yerine onu yatağıma alıp mis kokulu tenini koklamak ruhumu daha fazla doyuruyor...

Üzerine istediğim kıyafeti giydirebiliyorum, sonuçta itiraz edemiyor...mesela komik bir şapka bile olsa...

Artık evimizin her yani Ates kokuyor... Hatta ben de Ates kokuyorum....almış oldugum onca parfümle kıyas bile edilemez..

Uykusunda güldüğünde, anlıyorum ki keyfi yerinde, mutlu...dolayısıyla ben de mutluyum...

Karnı doyar doymaz, kollarımda uyuyakaldigi ani hiçbirşeye degisemem...

Küçücük haliyle bencil olmamayı öğretti bana...çünkü o mutluysa ben de mutluyum..aylardır uykusuz kalmama, yediklerimden birsey anlamamama ve hatta tüm sosyal cevremi geride bırakmış olmama rağmen...

Akşam üstü saatlerinde hala üzerimde pijamalarimla uykusuzluktan bayılıyor olsam bile o gözünü bile kirpmaz..ve ben onca tukenmisligime ragmen enerjimi toplayıp onunla oyuna dalıp gidebiliyorum iste...

Gülüşü, dünyada duyabileceğim en güzel ses...

Neredeyse 1ayi ellerine bakıp geçirdim...bu bana sabırlı olmayı öğretti...

Sanki sihirli bir dokunusla beni anne ye çevirdi gibi hissediyorum..

O korkunç, bir okadar da komik gegirme sesinin beni mutlu edebileceğini düşünmezdimm...

Ne kadar sulu gözlü oldugumu Ates le keşfettim..icinde cocuk olan herhangi bir haber hickiriklarla ağlamam icin yeterli bir sebep...Çünkü artık sadece anne değil duyarlı bir anne olunuyor...

Küçük seylerin kıymetini bilmeme yardımcı oldu...kuşların sesi, yağan yağmurun sesi...kısacası farkındalık daha da arttı...

Ates, tüm aile bireylerinin oynadığı " gözü burnu babaya, yüzü dedeye, dudakları cenesi annesi, gamzesi anneannesi" seklinde surup giden oyunun baskahramani...

Hayatım onunla değişti, yeni hayatım onunla anlam kazandı...

Ehhh bir ömür bize Ateşli günler :)


Muge






- Posted using BlogPress from my iPad

19 Ocak 2012 Perşembe

SEN HİÇ ATEŞ BÖCEĞİ GÖRDÜN MÜ ?
















Küçüktüm...babam bizi yaz tatili için Erdek' in Ocaklar kasabasına götürmüştü. Gecenin bir vakti bahçemizde dolaşan ateş böceklerini minik kavanozlara toplayıp, ışıklarıyla gecemizi aydinlatirdik. Ateş böcekleri ışık sacarken, biz de minicik ellerimizle fakat büyük heyecanımız ve hayallerimizle bu oyunu her gece oynar ve icimizde öyle bir yasardik ki resmen bir ağaca isim kazirmis gibi kalbimize işlemiştik...çocukluk anıları her zaman insanın zihninin en derinlerinde kaliveriyor iste...meger ateş böcekleri de benimle birlikte büyümüş ve anılarımı süslemiş...en karanlik gunlerimde bile her zaman ışıkların pesinden gittim...çünkü gecemi de gündüzümü de aydınlatan ışıklar bana yon gösterdi...hayallerimi süsledi...

Küçücük...oğlum Ateş...şimdi benim ateş böceğim...ışığı ile gecemi de gündüzümü de aydınlatıyor ( 5 ay dile kolay...bedene zor..kalbe huZur...akla vicdan...aileye ömür...sevgiye daim) Ates' im büyüyor icimde, beynimde, bedenimde...hiçbir heyecan onun dogumundaki hissi vermedi kalbime...dogum esnasında küçücük bir kızken hayalini kurduğum ışığım artık benimleydi...oğlum Ateş yeni umutlarım olmuştu...o bana baktı ben ona...o ilk bakış ilk aski da ortaya serdi, huzur serpti nefesime...can oldu iste....

Bu 5 aylık sürede hiç yasayamayacagim kadar sevgi ve bu durumun getirdiği büyük bir saygı hissettim....evetttt onun minik bedenine cok saygı duyuyorum...ve bu saygı da kocaman yüreğime sevgi katıyor...aslinda kadın olmak anne olmakla pekisiyormus...değişen hormonlar, size meraklı gözlerle bakan bir çift göz ve bana bağışlanmış farklılık...Anne olabilmenin altında büyük bir vicdan hissi yatıyor...Ateş' e her baktığımda onun sıcacik teni ve yumusacik elleri benim vicdanımı körükleyerek beni daha da "insan" yapıyor...

Siz hiç ateş böceği gördünüz mü ? Biz her an Ateş bocegimiZin gulusuyle hayat bulup, her yeni gün yeniden doğuyoruz...şükrediyoruz varlığıyla bizi seçtiği için...



Posted using BlogPress from my iPad



6 Haziran 2010 Pazar

ARKA BAHÇEMDEKİ VİCDAN MANZARASI...




Yağmurlu ve puslu bir pencerenin arkasından izliyorum onları....benim insanlarım....hayatımdaki yapıtaşlarım...belki de şimdiye dek gördüğüm çok geniş bir kavim onlar...varoluşum..aradığım sebeplerim...huzurum..nefretim...kahkaham...işte onlar çilekli damarlarımda dolaşan minik parçalarım....ve tabii ki bendeki sizlerim!



O akşam hemen arka bahçeme yöneldim...çiçekler, börtü böcek bayram şenliğinde...yakmışlar sanki ışıkları, yapraklar birbirine yaklaşmış halay çekiyor...dilimde bir şarkı "durma yağmur sen de durma" bari sen nefessiz bırakma toprağı...bari onların gülsün yüzü...uğramasın düşkırıklığına..melodiler ve ardından sözler yaprakların üzerinde dans ediyor...senfonik bir edayla doğa canlanmış....ben ise parça tesirli sancılarımı dindirmek için gelmişim....bahçemin ışıkları bile aydınlatamamış beni o gün...kör bir kuş gibi yolumu aramaya çalışıyorum...içimdeki keskin virajları almaya yeltenirken....zihnimdeki güven duygusu yerini maskeciliğe bırakmış...ben virajı almaya çalışırken; meğer damarlarımda dolaşan, benim sandığım minik parçalarımdan bazıları, bir uçurum boşluğu kazmış yolun sonunu sandığım noktaya...kazarken yorulmuş,kan- ter içinde kalmış..üstü başı toprak olup, terli vucudu toprağı sırılsıklam yapmış..o kadar uğraşmış ki; parmakları yara-bere içinde...ellerindeki nasırlar kalbine vurmuş..ve hızlıca vicdanını ateşe vermiş....kazıdığı her katta derin parmak izleri bırakmış...sanmış ki toprak ıslanır ve yağmur suyu tüm lekeleri,tüm izleri çıkarır...arkasındaki koca izlerle terketmiş mekanı...nereye gitse izler de gölgesi olmuş onun...


Virajı alamadığım için, derin uçurum karşımda kaşlarını çatmış bana bakıyor...aç bi aç gözleri ağzına emir vermiş....beni yutmak için bekliyor, tüm hırsları ve hazımsızlığıyla....beklediğim tek bir mucize bile yok sanılarımda...gözlerim kapalı ve tüm şaşkınlığımla artık kaçınılmaz bir hal aldı....böylesi haksızlıktı....hızımı yavaşlatarak ve başka bir yol olmadığı için derinlikte buluyorum kendimi...ve daha 1 dk. bile geçmeden halatlarla çekiyorlar günlük güneşlik mekana beni...yukarıya çıktığımda maskesiz yüzler vardı karşımda...hasetin, riyanın olmadığı gözbebekleri takipteydi gözpınarlarımı....


Arka bahçedeki yapayanlız sen! Maskesiz halinle, maskeli halini ne kadar eşleştirebilirsin? Nasıl hesap verirsin yanmış kül olmuş vicdanınla evrene?
Hayatımdaki tüm maskelileri ıskalasın bu okum...



2 Haziran 2010 Çarşamba

NE KADAR GERÇEKSİN!





Buket' i sayıklıyordum. Pembe saçlı, mavi gözlü, başını yukarı aşağı salladığım zaman kirpikleri de altüst olan...çiçekli elbisesine pembe çizgiler dokundurulmuş...ne olursa olsun her olay karşısında gülen yüzü ile ışık saçan, bronz teniyle de tüm çocuk yürekleri yakıp kavuran gerçek bir dosttu...ne de güzeldi...nasıl da şahaneydi...ışıl ışıl parlardı...Türkçe bilmezdi. Fransızca konuşurdu...çat-pat anlamaya çalışırdık birbirimizi...belki de beni en çok "O" anlardı.

Umutlarımı, düşlerimi, kalp ağrılarımı, coşkularımı, hayal kırıklıklarımı, sevmelerimi anlatırdım. Gelecekteki eşimi paylaşırdım O'nunla...mesleğimden kısa skeçler aktarırdım...olmamış kimliğime ne istersem onu biçerdim...beni "O" dinlerdi...sözümü kesmeden, yorum yapmadan, sessizliğini koruyarak...değer verdiğini sükunetiyle anlatırdı...kaşlarını hiç çatmaz...gülümserdi sessizce...minik bir kız çocuğunun hayatının anlamıydı...ne izler bırakmıştı "O" na. Odasının kapısını kapatır, kimseye aldırmadan başlardı konuşmaya. Herkes yanlızlaştığını düşünürdü çocuğun...içine kapanık ve asosyal olmasından endişe ederlerdi...oysa ki öyle büyük bir dünyaya sahipti ki...kimsede olmayacak kadar güçlü, özgün ve akıldışı...bedeninin her zerresinde bunu hissederdi. Çizerdi senaryosunu...yazardı ve ardından seçerdi oyuncularını, başlardı yönetmeye...artık küçük bir yönetmendi...sözünün dinlenmesini, herkesçe sayılmasını isterdi. Yaşamındaki büyük çizgilerden ne gördüyse...amacı değiştirmek, kendi arzularını çağırmaktı, geleceğe taşımaktı hepsini teker teker var gücüyle...


Biliyordu önünde uzun bir yol var...dağlar, tepeler, çakıltaşları vardı ama bunun dışında onu hayata bağlayan süslü köprüler vardı...çıkış yollarına tüm gücüyle ulaşmak en büyük hedefiydi...zordu...farkındaydı...kendi dünyasındaki gücü; dış dünyaya taşıyamıyordu...büyük çizgi takipteydi sanki...heran onu ensesinde hissederdi...yürürken, konuşurken, otururken, ağlarken, gülerken...sonra bir gün aynaya baktığında bir de ne görsün! Kaybolmuş kendi gülüşleri, kaybetmiş özgün duruşunu...almış büyük çizgiyi...arkasındaki gölge yapmış...yıllar geçmiş...yakalamış birçok özgürlüğü saçlarından ama bundan kurtulamamış...yapışmış sinsice...çığlıklar atmış, ağlayarak, inleyerek! "BIRAK BENİ KENDİ HALİME, TUTMA BENLİĞİMİ" diye seslenirken en yüksek ses tonuyla gözlerini açmış! yanında duran gerçek....peki ben "NE KADAR GERÇEĞİM?" diyerek uykusuna kaldığı yerden devam etmiş...

Asıl sen! Sennnn "NE KADAR GERÇEKSİN?"


21 Mayıs 2010 Cuma

ISKALAMAYALIM BENLİĞİMİZİ




Senin düşüncelerin bir göldeki dalgalardan başka nedir ki?
Senin duyguların, ruh hallerin, hislerin nedir?
Senin tüm zihnin nedir, sadece bir karmaşa!
Ve bu karmaşa yüzünden, sen kendi doğanı göremezsin...
Sen sürekli kendini ıskalarsın..
Dünyadaki herkesle buluşursun, ama kendini hep ıskalarsın...
OSHO
...........................................................................



Kendini bir melodinin içine atsan...dönsen bir başa bir sona notaların üzerinde...kaybetsen her bir şarkıda benliğini, parçalara bölsen...değiştirebilir misin gerçekleri!

Sebeplerin, anlamların, insanların, sahip oldukların, olduğunu sandıkların, en azların, en çokların..hepsini toplasan hayatındaki bir gerçek eder mi acaba ? Belki de tek şansın olduğunu bile bile fütursuzca "inadına varım!"... "hep var olacağım"...ve "daha çok erken bu son dansa" dediğin notalar döküldü mü dilinden?
Bugün bir an durdu hayat! Tüm şamatası, tüm kavramları, tüm kargaşası ve tüm ontolojik yapısıyla...sustu birden insanlık....görüntüler dondu....tek kalan "beklenmeyen gerçek" oldu...
duyduğun ve inandığını sandığın bir çok şey karanlığa bıraktı kendini...karanlık ıssız bir odada ve en katışıksız anda birden durulduğunu hissediyorsun...akılla ruh çıkmaza girmiş...içindeki hücreler nereye gideceğini bilmiyor ve dağınık diziler halinde benliğinde amaçsızca geziyorlar...
Hiçbir serzeniş, hiçbir yürek çarpıntısı bu denli acı vermedi sana...gerçek ortada...ve bir kelam bu kadar mı titreşimli ilerler algılarında...
bir iç çekiş, bir nefes alış, bu kadar mı uzun sürer cümlelerinde....
ve sennn....ölümlü...bir tuşa dokunursun...bu gitmelerin senin elinde olmadığını bilerek yakalarsın çıkış yolunu saçlarından....öyle bir kavrarsın ki...tüm gücün ellerinde toplanmışcasına...ağlayarak...inleyerek...içindeki umuda doğru..."DEVAM" dersin...ne olursa olsun"DEVAM" diyerek....ıskalamaktan vazgeçersin benliğini!
bugün sadece kendini alırsın yanına ve sadece UMUDA DOĞRU bir ilk gibi başlarsın yürümeye!